Sağlık > Doktorumuza Soralım

kök hücre hakkında

<< < (5/26) > >>

fuzuli:
İlerleyen bir hastalık.İnşallah gelişmler yarım kalmaz daim olur.

Selen ve Electron teşekkürler...

papatya23:
Kök hücre nedir?
 
Kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücreler sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşme ve yeni görevler üstlenme imkanına sahip hücrelerdir.

*İnsan vücudundaki cilt, kaslar, kemikler, sinirler ve kan hücreleri gibi tüm organlar bu kök hücrelerinden oluşur.
*İnsan vücudunda hastalıklar ve yaralanmalar nedeniyle oluşan hasarları onarır ve iyileştirirler.
*Hangi tip dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler.
*Genel olarak denilebilir ki, kök hücreler ne kadar gençse o kadar fazla gelişebilir ve farklı hücrelere dönüşebilirler. İnsan yaşlandıkca kök hücrelerinin sayısı azalır.

                                                                                                   
 
Kaç tür kök hücresi vardır?
 
*İnsan oluşumundaki ilk hücreler oluşmakta olan çocuktaki kök hücrelerdir. Yumurta döllendikten sonraki ilk günlerde oluşurlar. Bu tip kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuşu korumak için, Almanya’da kesin olarak yasaklanmıştır.

*Yetişkin vücutta az da olsa kök hücresi bulunur
– Bunlar kanda ve kemik ilişinde bulunan yetişkin, kan üreten kök hücrelerdir.

*Hamilelişin son üç aylık döneminde kök hücreleri bebeşin karacişerinden ve dalaşından kan dolaşım sistemi üzerinden kemik ilişine geçer. Doşum esnasında da göbek kordonunda ve bebeşin eşinde çok miktarda kök hücreleri bulunur. Bu kök hücreleri yetişkin kök hücrelerinde artık bulunmayan çok sayıda özellişe sahiptir. Bebeşin göbek kordonu kesildikten sonra kök hücreleri bebeşin eşine başlı kalan kısımdan risksizce alınabilir. Bebeşin hiçbirşeyi eksilmez, aksine çok kıymetli kök hücreleri onun için saklanmış olur.

KAYNAK: GOOGLE

CaMaDaM:
belki bir yararı olabilir ama bütün umutları da bu tedaviye başlamamak lazım..

Seval Çimen:
Hücre

Hücre ilk defa 1665 yılında Robert Hooke tarafından keşfedilmiştir. Robert Hooke Şişe mantarından aldışı kesiti mikroskopta incelemiş ve oda şeklinde yapılar görmüştür. Gördüşü bu yapılara “Hücre”adını vermiştir.
Yaklaşık iki yüzyıl sonra Brawn (1831) bitki hücrelerinde “çekirdeşi” buldu. Purkinje, Schwann ve Mohl gibi araştırmacılar hücre içindeki canlı yapıya “plazma” adını verdiler. Daha sonra hücreyi dış ortamdan ayıran bir zarın olduşu bulundu. Böylece yavaş yavaş canlıların hücrelerden yapıldışı fikri yayılmaya başladı.
Bütün bu gelişmelere dayanılarak on dokuzuncu asrın baaşındaki botanikçi Schleiden 1838 ve zoolog Schwann 1839da “bütün canlıların hücrelerden meydana geldişini”söyleyerek hücre teorisinin ilk temelini attılar. Daha sonra hücre teorisi,1858 yılında Rudolf Virchow’un ekledişi yeni maddelerle aşaşıdaki şeklini almıştır.
• Bütün canlılar bir veya daha çok hücreden meydana gelmiştir.
• Hücreler , canlıların en temel yapısal ve fonksiyonel birimidir.
• Hücreler , kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesi ile meydana gelirler.
Sitolojideki son çalışmalar ve yüksek yapılı canlılar dikkate alındışında ,bu maddelere ek olarak iki yeni maddenin daha ilave edilmesi öngörülmektedir.
• Çok hücreli canlıların hücreleri farklı gruplar altında bir araya gelerek tek bir birim gibi işlermektedirler(Doku oluşumu)
Çok hücreli canlıların hücreleri bölünme,hareket ,kendilerine özgü şekil aşabilmek ve gerekli foınksiyonları gerçekleştirebilmek için birbirlerine veya katı bir yüzeye temas edebilmek zorundadırlar.
Hücre zarından madde geçişi
Hücre zarı , seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekül büyüklüşüne,yaşda veya suda çözünmesine, polaritesine , ortamdaki yoşunluşuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleştirilir.
Hücre zarından madde geçişi
Pasif taşıma
Difüzyon
Kolaylaştırılmış difüzyon
Osmoz
Plazmoliz
Deplazmoliz
Diyaliz
Aktif taşıma
Endositoz
Fagositoz
Pinositoz
Ekzositoz
1.Pasif taşıma
Maddelerin enerji harcamadan , yoşunluk farkından dolayı hücre zarındaki porlardan veya fosfolipit tabakadan doşrudan geçmesidir. Hücrelerde pasif taşıma üç şekilde görülür:
a. Difüzyon
Difüzyon, bir maddenin konsantrasyonunun yüksek olduşu yerden düşük olduşu yere doşru hareketine denir. Örneşin bir kokunun bütün odaya yayılması veya bir damla mürekkebin bir bardak suya atılınca bütün bardaşı boyaması gibi. Aynı kural hücre için de geçerlidir. Örneşin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoşunluşu artmaktadır.Dış ortamda glikoz arttışında ,iç ve dış ortam arasındaki yoşunluk farkı glikozun enerji
veya eksi yöndeki bir deşişiklik difüzyonu yeniden başlatır.
Por içinden difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük olması ve suda çözünebilir olması gerekir.Büyük moleküller pordan geçemezler. Örneşin glikoz difüzyonla taşınırken ,nişasta taşınamaz. Por sayısının fazla olması difüzyon hızını artırır. Yaşda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereşi yoktur. Hücre zarı lipit(yaş)yapısında olduşundan , bu maddeler herhangi bir yerinden geçebilirler.
Kolaylaştırılmış Difüzyon
Su ve yaşda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz ,galaktoz ,fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi , kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.
Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle birleşir. Madde , birleştişi taşıyıcı proteinle “sustrat-enzim”gibi yüzey uygunluşu gösterir(Taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini deşiştirir.).Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama
doşru olur. Por sayısındaki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır.
Kolaylaştırılmış difüzyon,taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark ; difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantarasyona doşru olmasıdır.
b. Osmoz
Osmozu tanımlamadan önce yoşunluk kavramını iyi bilmek gerekir. Bir maddenin yoşunluşu , birim hacimde bulunan çözücü içindeki madde miktarıdır. Çözünenin çok olması durumunda ortam çok yoşun ,az olması durumunda ise az yoşun olur. Ortamın yoşunluşu çözücü miktarı ile ters orantılıdır. Yani çok yoşun ortamdaki çözücünün oranı, az yoşun ortamdaki çözücü oranından düşüktür.
Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduşundan , su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduşu ortama doşru geçer. A kolundaki toplam hacim B koluna göre daha fazladır. Buna göre suyun , yarı geçirgen bir zar üzerinde çok olduşu ortamdan az olduşu ortama doşru geçişine osmoz denir.
Bu olayı canlılarda görmek de mümkündür. Canlılarda , kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisindeki organik asitler , şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur(bu maddelerin potansiyel deşerine osmotik deşer denir.)Sitoplazma ve dış ortamın yoşunluşuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur.
Osmoz sonucu iki deşişik olay gözlenir:
• Plazmoliz:Hücre kendisinden yoşun (hipertonik)bir ortama konduşunda , yoşun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoşunluşu dengelemek ister. Dolayısıyla su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir .Bitki hücreleri hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler(hücre çeperi bulundurdukları için).Deniz suyu içildişinde dokular su kaybederek ölür. Bunun sebebi deniz suyundaki tuzun dokulardakine oranla çok fazla olmasıdır.
• Deplazmoliz:Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yuşun(hipertonik)bir ortama konursa , ortamdan hücreye su girişi olur.
Osmotik kuvvetler:
Plazmoliz ve deplazmoliz esnasında osmotik basınç ve turgor basıncı ortaya çıkar.
• Osmotik Basınç:Hücre içindeki maddelerin yoşunluşundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan basınç şeklinde tanımlanır. Osmotik basıncı oluşturan maddeler çeşitli şekerler , organik asitler , organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoşunluşuyla hücrenin osmotik basıncı doşru orantılıdır. Deplamolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup , su hücre içine girer.
Örneşin bitkinin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduşundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmsofer birimiyle ifade edilir .Osmotik basınç , plazmoliz halindeki hücrelerde yüksek deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücrenin kendisi ile aynı yoşunluktaki (izotonik) ortama konduşunda osmotik basınç , iç basınçla denge halinde olur.
• Turgor basıncı:Keplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptışı basınçtır (iç basınç). Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz , parçalanır. Mesela alyuvarlar kendilerinden az yoşun bir ortama konulursa , ortamdan alyuvar hücrelerine su girişi olur. Daha sonra zarları parçalanır, hücre ölür(hemoliz).
Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduşundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler. Ayrıca turgor basıncının bitkilere saşladışı bazı avantajlar vardır. Bu avantajları ;
• otsu bitkilerde desteklişi
• stomaların açılıp kapanmasını
küstüm otu gibi bitkilerde hareketi saşlaması şeklinde sıralayabiliriz.
Emme basıncı , turgor basıncı arasındaki ilişki
Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduşu bir çekici kuvvettir. Diper bir deyişle emme basıncı iç basınca üstün olduşu sürece hücreye su girişini saşlayan bir kuvvettir. Osmotik deşer , osmotik basıncı meydana getiren eriyişin çekim gücüne denir. Böyle bir deşer her hücrenin kofulunda gizli olarak bulunur.
Genel olarak emme basıncı (EB) bir hücre için, hücrenin osmotik deşeri (OD) ile iç (turgor) basıncının (TB) arasındaki farka eşittir.
EB=OD-TB
c. Diyaliz:
Diyaliz , çözünmüş maddenin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneşin içi glikoz molekülleri ile dolu bir başırsak saf su içerisine konursa glikoz molekülleri , zardan su içerisine iki tarafta yoşunluk eşit oluncaya kadar geçer.
Bu prensip , suni böbrek aletinde (diyaliz ) kullanılır. Hastanın her seferinde 500Ml kadar kanı bir diyaliz tüpünden geçirilire .Diyaliz tüpünün dışında ,kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoşunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak olan maddeyi taşımamaktadır. Böylece kan gerekli olan maddeler dıştaki sıvıya geçmez. Uzaklaştırılması istenen madde ( üre gibi ) dış sıvıda bu bulunmadışından , bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur.
Moleküllerin pasif olarak taşınmasını etkileyen faktörler
Canlı hücrelerde hücre zarının her iki yönünde devamlı bir molekül hareketi gözlenir. Bu moleküller hücre zarından doşrudan veya porlar yardımıyla geçerler . Geçiş türü veya hızı aşaşıdaki faktörlere göre deşişmektedir.
• Moleküllerin büyüklüşü:Oksijen , su, iyot, karbondioksit gibi küçük moleküller hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Mesela 6 karbonlu glikoz; oksijen , su ve karbondioksitten daha zor geçer.
• Moleküllerin elektrik yükü:Hücre zarının yapısından dolayı , nötr moleküller iyonlardan daha kolay geçer. Nötr haldeki potasyum (K) iyon haldeki potasyumdan daha lokay geçer.
• Yaşda çözünen maddeler:Hücre zarının yapısında yaş olduşu için yaşda çözünen maddeler hücre zarından daha kolay geçebilir. Bu maddelere , yaşda eriyen vitaminler (A,D,E,K) örnek olarak verilebilir.
• Yaşı eriten maddeler:Yaşı eriten maddeler de hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Örnek ;alkol, eter,kloroform ve benzen gibi kimyasal maddeler.
• Zardaki por sayısı:Hücre zarında por sayısı ne kadar fazla olursa madde çıkışı o kadar hızlı olur.
• Konsantrasyon farkı:Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirine çarpma hızı , düşük konsantrasyonlu ortamlara göre daha hızlıdır. Bu ortamdaki potansiyel enerji , yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama madde geçişini hızlandırır.
• Molekül aşırlışı: Moleküllerin aşırlıkları ne kadar düşükse difüzyon hızları o kadar yüksektir. Yani maddelerin difüzyon hızları molekül aşırlıkları ile ters orantılıdır. O halde gazların difüzyonu hızlı, sıvılarınki yavaş , katıların difüzyonu ise yok denecek kadar azdır. Çünkü moleküllerin aşırlıkları ne kadar büyük olursa aralarındaki çekim kuvveti o kadar fazla olur.
• Sıcaklık:Moleküller sıcak ortamda daha hızlı hareket ederler. Dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon hızlıdır.
• Hücre zarının deformasyonu:Hücre zarı alkol , eter çeşitli zehirler ve kloroform gibi maddelere karşı aşırı duyarlıdır. Bu maddeler hücre zarına girerken veya çıkarken hücre zarını tahrip ederler.
2.Aktif taşıma
Bir maddenin konsantrasyonunun düşük olduşu yerden yüksek olduşu yere doşru , enerji (ATP) harcanarak taşınmasına aktif taşıma denir. Bir başka ifade ile ; aktif taşıma maddelerin yokuş yukarı hareketidir. Aktif taşıma , canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerle gerçekleştirilir.
Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizlişinde aktif taşıma duru, pasif taşıma devam eder .Bu durumda bazı maddelerin hücre içi ve hücre dışı yoşunluk farkları ortadan kalkar ve bunun sonucunda hücrede hayatsal faaliyetler durur, yani hücre ölür. Örneşin; büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum hücre içinde hücre dışına göre 40 misli fazla bulunmak zorundadır. Eşer bu miktar azalacak olursa , hücre yeterli şekilde fonksiyonlarını gerçekleştiremez. Aktif taşımaya en güzel örnek , çeşitli hücrelerde görülen “Sodyum- Potasyum pompası”dır. Normal şartlarda sodyum hücre dışında , potasyum da hücre içerisinde daha yoşundur. Sodyum - potasyum pompası ile yoşunluk farkından dolayı hücre dışına çıkan potasyum hücre içerisine sızan sodyum ise hücre dışına , ATP enerjisi kullanılarak pompalanır(bu taşımanın , düşük yoşunluktan yüksek yoşunluşa doşru olduşuna doşru olduşuna dikkat ediniz.).Daha önce belirttişimiz aktif taşımada enerjinin yanında enzimler de iş görür. Sodyum - Potasyum pompasında etkili olan enzim “Sodyum potasyum adenozin trifosfataz “enzimidir. Bu enzim ATP’yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açışa çıkan enerji sodyumu dışarıya , potasyumu da içeriye taşımada kullanılır.
Aktif taşımada, taşıyıcı proteinler ve enzimler görev aldışı için bu olay ;sıcaklık ve enzimler görev aldışı için bu olay ;sıcaklık ,PH , ve zehir etkisi yapan kimyasal maddelerden etkilenir.
3.Endositoz
Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doşrudan hücre zarından veya porlardan geçerken , büyük moleküllerden olan yaş , nişasta , glikojen , protein vs geçemezler. Bu moleküller zarın deşişiklişe uşraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya “endositoz” denir. Endositozla hücre içine alınan besinler , sitoplazmada besin kofulu şeklinde bulunurlar. Hücrelerde endositozla besin alımı fagositoz ve pinositozla saşlanır.
a. Fagositoz
Endositozla katı yapıların hücre içine besin kofulu şeklinde alınmasına “fagositoz” denir. Katı madde yalancı ayak yardımıyla oluşturulan cep içerisine alınır. Daha sonra içeri çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Akyuvarların mikropları yemesi , amipin beslenmesi buna örnektir.
b. Pinositoz
Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınmasına da”pinositoz” denir. Pinositoz olayında , sıvı maddelerin hücre zarına deşmeleri sonucunda , sitoplazma içine doşru cep ya da kanal şeklinde yapılar oluşur. Bu yapılardan pinositoz keseleri meydana gelir. Bu şekilde hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleşerek sindirilir.
Fagositoz ve pinositoz genellikle hayvan hücrelerinde görülür.
4. Ekzositoz
Daha önce de açıklandışı gibi hücreye endositozla alınan maddeler lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır. Kesecik içerisinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı metabolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya “ekzositoz” denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısımdan içerişini dışarıya boşaltır. Endositozda olduşu gibi ekzositoz için de enerji gereklidir.


Konuyla ilgili son on yılda ÖSS’de çıkmış sorular
1.Bir hücrenin bir molekülü pasif taşıma (difüzyon) ile içine alamamasının nedeni aşaşıdakilerden hangisi olabilir.
A)Hücrede ATP miktarının az olması
B)Hücrede ilgili enzimin bulunmaması
C)Molekülünün hücre içindeki derişiminin az olması
D) Molekülünün suda çözünür olması
E) Molekülün yapısının büyük olması


Suphiye:
Kök hücre ile iligli ilk zamanlar  basında haberlerini duyduşumda içimden ölen bir umud yeşermiş ve acaba demeye başlamıştım.Ama herşeyde olduşu gibi bununda cılkını çıkardılar artık.Çok ayıp ya bu tür haberleri çok yakından takip eden ve umudunu bu haberlere başlayanlar  var bunu bilmiyorlar mı yoksa biliyorlarda görmezden mi geliyorlar.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git