Hayatın İçinden (Engel Ve Engellilik) > Engelli Aileleri

ENGELLİ ÇOCUK AİLELERİNE ÖNEMLİ UYARILAR

<< < (2/4) > >>

Selen:
İKİ KÜLTÜR ARASINDA
Otizm konusunda özellikle anababaları bilgilendirmek suretiyle yardımcı olmak ve bu konudaki yeni bilgileri ilgili kamuoyuna sunmak için İzmirde kurulan ODER’in çalışmalarını internet ortamı üzerinden takdirle izlemekte iken Dernek yöneticilerin talebi üzerine bilgi ve çalışmalarımı bu sayfada sizlerle paylaşmaktan onur duyacağım.

Otizm tanısı, günümüzde, kan ve benzeri tahliller ile konulamamaktadır. Çocuğun yaşıtlarından farklı davranışlar göstermesi ile anlaşılabilen otizm, aslında onun diğer insanlardan farklı bir düşünme tarzına sahip olmasından kaynaklandığını görüyoruz.

Burada bir benzetme yapmak istiyorum. Diyelim ki yabancı bir ülkeye taşınıyoruz. Bu yabancı ülkede yeni bir kültürle tanışıyoruz. Eğer bu yeni ortamda ayrıldığımız ülkenin kültürüne göre düşünür ve değerlendirirsek, yeni kültürü anlayamaz ve dışında kalırız. Taşındığımız ülkenin insanları doğal olarak kendi ülkelerinin kültürüne göre düşünür ve hareket ederler. Bu ülkenin insanlarının düşünce ve davranışlarını anlamak için de kültürünü öğrenmemiz gerekir. Yeni ülkenin kültürünü öğrendiğimiz zaman buradaki insanların düşünce ve davranışlarındaki farklılığı, ardındaki temelleri bildiğimiz için, anlamaya başlarız.

Otizmi işte böyle yeni bir ülkenin kültürü gibi algıladığımızı düşünelim. Biz yetişkinlerin dünyası ve ait olduğu ortak bir kültür var ve bunun yanısıra da çocuğumuzun ait olduğu ve hiç tanımadığımız bir kültür var. Bizim dünyamızdaki kültürü onlara nasıl öğreteceğiz? Bizim kültürümüzde neden nasıl davranıldığını anlamalarına nasıl yardımcı olacağız? Bizim kültürümüz ve çocuğumuzun ait olduğu otizm arasında nasıl bir köprü kuracağız? Bu sorulara cevap bulabilmemiz için otizm hakkında sağlıklı bilgi edinmemiz gerekecektir. Yeni kültürün zayıf ve kuvvetli taraflarını iyi bilmemiz gerekmektedir.

Kendi kültürümüzü bilmek bizim için doğaldır. Bizim dünyamızda çevremizdeki insanların düşünce tarzı ve davranışları bize göre az veya çok açıktır. İnsanların davranışlarının ardında yatan sebepleri bilir, bilemesek de tahmin edebiliriz. Bir eğitimci veya anababa olarak bu iki kültür arasında köprü olmak bize düştüğü için her iki kültürü iyi tanımamız gerekiyor. Daha doğrusu; her iki kültür arasında tercüman olmamız gerekiyor. İşte o zaman çocuğumuzun dünyasına girebilir ve otizmi tanımaya başlayabiliriz. Bu da onun davranışlarının ardında yatan düşünce tarzını anlamak demektir. Otizmde dünya nasıl algılanır? Algılar nasıl birleştirilir, yorumlanır ve davranışa döner?

Sadece zihinsel özürü olan çocuğun gelişmesi yavaştır, ağır öğrenir ve zamana ihtiyacı vardır. Zeka seviyesi çok düşük olan bir çocuk 13-14 yaşlarına gelse bile hala bu düşüklükte olabilir ve zeka gelişimi en yüksek noktasına ulaştığı zaman (çok düşük) seviyeden (düşük) seviyeye çıkabilir. Eğer zeka gelişimi 18 yaş civarında değil de 30 yaş civarında tamamlasaydı, çocuk belki de (normal) seviyeye gelebilecekti. Zihinsel engelli çocuklar için çok tekrara gerek vardır. Binlerce kez tekrarla öğrendiği bilgiler aynı normal zekalılarda olduğu gibi ömür boyu kalıcı olur.

Ancak bu otizmli kişiler için böyle değildir. Bazı şeylerde becerikli olabilirler ve bir konuda becerikli olması demek onun diğer konularda da az veya çok beceri göstermesi demek değildir. Otizmli çocuk bu konuda dengesiz bir çizgi gösterir.

Kendi kültürümüzde biz hemen hemen herşeyi düşünmeden, doğal olarak ve kolayca yaparız. Elimizi yıkamak bizim için tek ve aynı olaydır. Elimizi evimizde, komşumuzda veya restoranda yıkamak, el yıkamaktır. Oysa otizmli bir çocuğun kültüründe el yıkamak evde ayrı, komşuda ayrı, restoranda hatta bir diğer restoranda da ayrı bir olaydır. Bu farklılık bizim kültürümüze göre mantık dışıdır. Ancak otizmin kendi kültürü içinde mantıklıdır. Otizmin kendine özgü kültüründe otizmin kişide ne dereceye kadar bulunduğu da göz önünde tutarak, aşağıdaki özellikleri görüyoruz.




Düşünceleri somuttur, sözleri kelime anlamıyla alırlar


Konuşma dilini anlama ve anlayarak konuşma zorlukları vardır.


Detayları görme ve duymada becerikli olsalar bile bu bilgileri birleştirmede zorluk çekerler.


Hafıza yeteneklerini kullanmakta zorluk çekerler.


Genelleme yapmakta zorlanırlar.


Parçaları birleştirmek, organize etmek de otizmli kişiler için zordur. Hangi giysileri giyeceğini bilebilir ama hangisini önce giyeceğini bilemeyebilir.


Oyundaki sembolleri yakalayamazlar. Oyuncak trenin, gerçek trenin sembolü olduğunu bilemedikleri için oyunun taklit yeteneğini geliştirmede başkalarını anlamada ve dili kullanmadaki etkinliğinden yoksun kalırlar, sosyal yaşam için gerekli olan alıştırmaları bu yüzden kaçırırlar.


Başkalarının bakış açısından göremez veya görmekte zorlanırlar. Bu nedenle de başkalarını haklı görme ya da hoşgörüde zorlanırlar. Empati yapamazlar, sağduyularını kullanamazlar.


Tek yanlı ilgileri olabilir ve bu konuda bir uzman kadar bilgilidirler. İlgi alanlarını saatlerce anlatabilirler, başkalarının ilgi alanındaki konuları dinleyemez ve ilgilerini paylaşamazlar.


Zihinde canlandırma, hayal kurma yetenekleri sınırlı olup, iç konuşmalarda zorluk çekerler. Bu nedenle konuşurken veya hareket ederken karşımdaki ne düşünür? diye düşünmekte zorlanırlar.


Sosyal kurallarda zorluk çekerler. Yemeği evde yerken daha rahat hareketlerle yenebildiğini, söylenen bir şeyin tam tersini ifade ettiğini veya beyaz yalanları anlayamazlar.


Ancak otizm hakkında genel bilgi sahibi olmak yeterli değil. Otizm kültürünün dışında ayrıca çocuğumuzun bireysel kültürünü de tanımamız gerekiyor. Burada yeni bir benzetme yapmak istiyorum. Aynı kültürdeki insanların düşünce tarzları ve davranışları da farklıdır. Ancak biz bu konuda zorlanmayız, kültürümüzün insanının düşünce ve davranışlarını biliriz ya da, daha önce söylediğim gibi, tahmin edebiliriz. Ancak otizmli çocuğun bireysel özelliklerini de öğrenmek zorundayız. Bunlar da şöyle olabilir.




Hiç ses duymak istemeyebilir.


İnsan sesi duymak istemeyebilir.


Sese hiç tepki göstermeyebilir.


Sürekli bedensel temas isteyebilir.


Dokunulmak istemeyebilir.


Yap-boz oyunlarını çok güzel yapabilir.


Yap-boz oyunlarına hiç ilgi göstermeyebilir.


Bedensel hareketlerini güzel, dikkatli ve kolay kullanabilir.


Sakar olabilir.


İçinde bulunduğu odanın neresinde olduğunu bilemeyebilir.


Daha önce hiç gitmediği semtleri kolaylıkla bulabilir.


Arabaya binmeyi sevebilir.


Arabaya bindirilemez, korkup bağırabilir.



Otizm hakkında edindiğimiz bilginin yanısıra, çocuğumuzun bu kültürü nasıl yaşadığını da gözlemleyip bildiğimiz zaman bu iki kültür arasında tercüman olabiliriz.

Bugün Otizm hakkında daha fazla bir açıklama bulamıyoruz. Otizmli çocuğun duygu, düşünce ve yaşama şartlarına saygı göstererek ve bulundukları kültüre ulaşarak onların şartları ile iletişim kurmamız gerekiyor. Şunu unutmayalım ki, iletişimde bir gönderen bir de alıcı vardır. Biz bunu kendi kültürümüzde doğal olarak yapıyoruz Ancak bu kültürü özümseyebildiğimiz ölçüde onların duygu ve düşüncelerini gerçek anlamlarıyla kavrayabilir ve onların anlayabileceği biçimde cevap verme olanağına sahip olabilir, sonucun bizi hayrete düşürecek farkını gözlemleyebiliriz.

Bu farklı sonuca ulaşabilmek için yapmanız gereken ilk şey ise elinize bir defter ve bir kalem almak olmalı. Çocuğunuzu hiç bir şekilde etkilemeden, onun davranışlarını izleyecek ve yazacaksınız. Otururken, yürürken, yemek yerken, sinirlendiği zaman, sevindiği zaman neler yapıyor? Hangi davranışı önce hangisini sonra yapıyor? Hareket, davranış ve sözleri nasıl bir tekrar çizgisi gösteriyor? Hangi sözlere ve davranışlara ne gibi tepkilerde bulunuyor? Anne ile ilişkilerini baba gözlemleyip, baba ile ilişkilerini anne gözlemleyip sırayla yazabilir.

Tutulan bu günlüğün yararını kısa bir zamanda göreceksiniz. Bu zaman bir hafta da olabilir bir ay da. Eğer çocuğunuzla sürekli beraber değilseniz, çocuğunuzun beraber olduğu kişilerin de günlüğün tutulmasına yardımcı olmalarını isteyin ve günlüğü tekrar tekrar başından okuyun.

Hiç bağlantısı yokmuş gibi görünen davranışların arasındaki bağlantıyı bulabilecek, hangi davranışların sebep, hangi davranışların ise sonuç olduğunu keşfedebileceksiniz. Kendi kültürünüzde sebepsiz gibi görünen ve anlam veremediğiniz davranışların nedenlerinin birden önünüze açık ve seçik olarak serilmesi ile çocuğunuzun eğitimine ne kadar yardımcı olabileceğinizi göreceksiniz.

Bu deneyimin çocuğunuzun eğitiminde kırmızı ipin ucunu yakalamanıza çok büyük yararı olacağına inanıyor ve bu konudaki çabalarınızın sizleri sevginiz kadar güzel ve büyük mutluluklara ulaştırmasını diliyorum.



Selvi Borazancı Persson Ph.D
Özel Eğitimci
kaynak

Selen:
Zihinsel Engelli Çocuklar
TÜRKİYE'DE ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİNE GENEL BAKIŞ

EZGİ ÖZEKE KOCABAŞ
Araştırma Görevlisi
 
Ülkemizde en yaygın karşılaşılan özür gruplarından biri de zihinsel engellilerdir. Zihinsel engelli sözcüğü genel olarak normal çocuklardan daha yavaş gelişen, daha yavaş öğrenen ve bu nedenle kişisel ve sosyal yaşantısını destek almadan sürdüremeyen çocukları tanımlamak için kullanılır. Bu çocuklar daha yavaş öğrenmekle birlikte, büyük kısmı eğitimlerini tamamlayıp kendilerine göre bir iş sahibi olabilecek düzeye gelebilirler. Çok küçük yaşlardan itibaren uygun eğitim ve yeterli ilgi, sevgi ve sabırla toplumda üretken bireyler olarak yer alabilirler.

Aileler çocuklarıyla ilgili bir problem olduğunu öğrendiklerinde büyük bir şok yaşarlar. Yoğun bir suçluluk, umutsuzluk, şaşkınlık duyabilir, ne yapacaklarını bilemeyebilirler. Ailelerin bu süreci daha çabuk atlatabilmeleri ve durumu kabullenebilmeleri için psikolojik destek almaları ve yaşadıkları durumla ilgili bilinçlendirilmeleri gerekir. Bu süreç sağlıklı bir şekilde aşılırsa aileler çocuklarının eğitimi için gerekli inanç ve güce sahip olduklarını hissederler. Bu durum onların bir an önce çocuklarının eğitimi için harekete geçmelerini kolaylaştırabilir. Bu nedenle aileleri, çocukları ve onların özellikleri hakkında bilinçlendirilmek çocukların ilerideki yaşamları açısından çok önem taşımaktadır. Ev ortamı bu çocuklar için çok önemlidir, çocuğun kapasitesini ne kadar geliştirebileceği ev ortamı ile yakından ilişkilidir. Özellikle okul öncesi dönemde çocukların tüm zamanı aile ortamında geçmektedir. Bu dönemde ailenin çocuklarının özür grubu ve özellikleri hakkında bilgilendirilmesi çocukların eğitiminin destek ve takibi açısından çok önemlidir. Bu çerçevede aile ne kadar erken bilinçlendirilirse çocuk o kadar erken eğitime başlar ve bu eğitim aynı zamanda ailede doğru bilgilerle desteklenirse çok olumlu sonuçlara ulaşılabilir.

Ailelerin çocuklarında farkedilir bir gelişimsel farklılık tespit eder etmez hemen bir uzmana başvurmaları çok önemlidir. Eğer bir problem varsa, tanı konduktan sonra yaş ne olursa olsun hemen eğitime başlamak çocuğun ilerideki yaşantısı açısından büyük önem taşır. Ülkemizde erken eğitim programları ne yazık ki çok yaygın değildir, bu çocuklarımıza eğitim imkanı genellikle okul seviyesinde başlamaktadır. Buna rağmen, aileler bir an önce özel eğitim kurumlarına ve üniversitelerin ilgili birimlerine başvurmalı, neler yapabileceklerini öğrenmelidirler.

Zihinsel yetersizliğin sebepleri genellikle fizyolojik ve genetik problemlerdir. Fizyolojik nedenler doğum sonrası geçirilen travmalar, hastalık ve hamilelik döneminde geçirilen hastalıklar ve aşırı alkol tüketimi gibi örneklenebilir. Down Sendromu gibi genetik rahatsızlıklar da zihinsel yetersizliğe neden olmaktadır. Ayrıca, yetersiz beslenme, yeterli tedavi imkanı bulamama gibi psikososyal nedenler de zihinsel geriliğe yol açabilmektedir.

Genel olarak, zihinsel engelli çocuklar akademik alanlarda, (örneğin okuma, yazma, matematik gibi) zorluk yaşar, konuşma problemleri gösterir, dikkatini kısa süreli toplayabilir, bilgiyi geri çağırma ve transfer etme problemleri yaşar ve bilgileri aklında ancak kısa bir süre için tutabilir. Bu nedenledir ki, eğitim programlarında bol tekrar çok önemlidir. Buna ek olarak sosyal beceri alanında zorluk yaşayabilir, örneğin insanlarla ilişki kurmak ve arkadaş edinmekte zorlanabilir.

Zihinsel engelli çocukların da tıpkı diğer çocuklar gibi sevgiye, ilgiye, güvene, anlaşılmaya, ve birey olarak kabul edilmeye ihtiyaçları vardır. Sadece beslenme, barınma gibi temel fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak asla yeterli olmayacağı gibi, diğer çocuklarla eşit ilgi ve sevgiye muhtaçtırlar.

Zihinsel engelli çocukların eğitiminde farklı alanlardan uzmanların işbirliği içinde çalışmaları çok önemlidir. Son yıllarda ülkemizde zihinsel engelli çocukların bir kısmı kaynaştırma yoluyla eğitim almaktadırlar, başka bir deyişle normal yaşıtlarıyla birlikte aynı sınıfta eğitim görmektedirler. Bu çocukları başarılı bir şekilde normal eğitim ortamlarına dahil etmek için bireylerin kişisel özellikleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak bireysel eğitim programları hazırlanmalıdır. Eğitimlerinde ilgi duydukları ve yeteneklerinin elverdiği eğitim metotları kullanılmalıdır. Tüm bu uygulamalar sırasında programın başarıya ulaşabilmesi için, sınıf öğretmenine ayrıca özel eğitim desteği verilmesi önemlidir.

Selen:
Öğretmenlere öneriler:
Zihinsel engelli çocuğun neyi ne kadar yapabildiği belirlenmeli
Yapabildiklerine göre program hazırlanmalı
Cocuklara kazandırılmak istenen kavram ve becerileri ne kadar yapabildiği gözlemlenmeli
Aynı anda tek kavram öğretilmeli
Mantıklı bir sırayla beceriler öğretilmeli
Başarılı olabileceği yaşantılar ve işler verilmeli
Kabul edilebilir tepkileri hemen ödüllendirilmeli
Grup çalışmaları ile öğrencinin diğer öğrencilerle ilişki kurması sağlanmalı
Ulaşılabilir hedefler belirlenmeli
Kendisini sözel olarak ifade etmesine izin verilmeli
Somut olunmalı
Çocuğun yaşına uygun aktiviteler uygulanmalı
Bol tekrar yapılmalı
Zayıf ve güçlü yönleri bilinmeli ve ona göre davranılmalı


Ailelere öneriler:
Zihinsel engelli bireye sahip ailelerin aile içi ve dışında birbirine destek olması yardımlaşması ve diğer engelli bireylere sahip ailelerle görüşmesi hem psikolojik rahatlama hem de bilgi alışverişi açısından çok önemlidir.
Çocuğunuzu sadece kendisiyle karşılaştırın, eskiye göre nasıl bir ilerleme kaydettiğini değerlendirin.
Çocuğunuzun çok iyi tanındığı ve özelliklerinin bilindigi ev ortamı sağlıklı gelişim için en uygun ortamdır. Bunun yanında anne-baba ile çocuk ilişkisi her zaman dışardan bir uzmana göre çok yakındır, dolayısıyla okul ve evde verilen eğitimin tutarlı olması daha hızlı öğrenmeyi ve öğrenilen bilgilerin daha kalıcı olmasını sağlar. Evde okul aile işbirliği ile becerilerin pekiştirilmesi ise başarıyı artıran önemli bir etkendir.
Çocuğunuzun zayıf yanlarını bilerek onları desteklemek ve bu konuda öğretmenle işbirliği yapmak önemlidir.
Evde çocuğunuza daha faydalı olabilmek için öğretmeninden size rehberlik etmesini isteyebilirsiniz.
Evdeki önemli olayları öğretmene anlatın, evde neler yaptığınız konusunda öğretmen bilgi sahibi olmalıdır.
Sonuç olarak, zihinsel engelli çocuklarımızın eğitimleri konusunda ailelere, okullara ve öğretmenlere çok önemli görevler düşmektedir. Bu kişi ve kurumların birlikte hareket etmesi ve birbiriyle uyum içinde çalışması çocuklarımıza eğitimde hak ettikleri kaliteyi sağlaması açısından çok büyük önem taşımaktadır.

KAYNAKLAR
1. Akkök, F. (1991). Özürlü çocukların eğitiminde aile rehberliği. Özel Eğitim Dergisi, 1,1,54-56.
2. Kaplan, P.S. (1996). Pathways for exceptional children. St. Poul: West Publishing Company.

Selen:
Özel Eğitim
 Engellilerin toplumsal yaşama hazırlanmalarında anne-babaların eğitime katılmaları bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu gereklilik doğrultusunda anne-babaların engelli çocuklarının eğitimine katılmalarının sağlayacağı yararlar dikkatle incelenmelidir. Buradan hareketle anne-babaların gereksinimleri göz önüne alınarak yeni araştırmalar planlanmalı, araştırma sonuçları ve yasal düzenlemeler doğrultusunda, aile eğitimi hizmetleri bir an önce uygulamaya dönüştürülmelidir.
ÖZEL EĞİTİMDE ANNE-BABA KATILIMI

Yrd. Doç. Dr. Atilla CAVKAYTAR
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Özel Eğitim Bölümü
 
 Giriş
Yirminci yüzyılın sonları engellilerin eğitiminde okul ortamlarının yanında doğal ortamlarda da destek hizmetlerin yaygınlaştırılması düşüncelerinin arttığı bir dönemdir. Doğal ortamlarda sağlanacak desteklerin de ailelerin katılımıyla gerçekleşmesi yönünde önemli adımlar atılmaktadır. Özellikle anne-babaların özel eğitime etkin katılımlarının sağlanmasının bir zorunluluk olduğu özel eğitimciler tarafından tartışmasız kabul edilmektedir (Elksin ve Elksin, 1990). Bu gelişmeler özel eğitimde anne-baba katılımı kavramının irdelenmesini gündeme getirmektedir.

Anne-babaların çocuklarının eğitimine destek olmaları bağlamında ele alınan anne-baba katılımı, aile eğitimi uygulamalarıyla sağlanabilmektedir. Sistematik ve kavramsal temelli bir süreç olan aile eğitiminin amacı, anne-babaları, anne-babalığın değişik yönleriyle ilgili bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve beceri sahibi yapmaktır (Schulz, 1987). Bu genel amaç doğrultusunda, anne-babaların ve çocuğun gereksinimlerine uygun hizmetlerin geliştirilmesine yönelik aile eğitimi programları düzenlenmektedir (Kroth ve Edge, 1997; Schulz, 1987; Turnbull, 1983). Yaygın olarak, anne-babayı anne-baba olarak eğitmeyi, anne-babayı çocuğuna öğretici olarak yetiştirmeyi ve anne-babayı gönüllüler olarak eğitmeyi amaçlayan programlardan söz edilmektedir (Turnbull, 1983; Schulz, 1987).

Çeşitli kaynaklarda anne-babaların eğitime katılmasının, çocuklarının başarılı bir yaşama geçişinde önemli olduğu vurgulanmaktadır (Glen, 1996). Bir görüşe göre, anne-baba katılımı eğitim sürecinin değerini arttırmakta, anne-babalar akademik ve sosyal programları güçlendirecek şekilde okul personeline görüş ve bilgileriyle katkıda bulunabilmektedirler (Comer ve Haynes, 1991). Özellikle anne-babaların çocuklarının okulda öğrendiklerini ev ortamında uygulayabilecek ve geliştirebilecek nitelikte olması, sosyal becerilerin okuldan ev ortamına genelleştirilmesini ve okuldaki amaçlara ulaşılmasını kolaylaştırmaktadır (Elksin ve Elksin, 1990). Bunun yanında anne-baba katılımı, çocukları kendine güven, kişisel ve mesleki uyum ile bağımsızlık yönlerinden daha iyi duruma getirebilmektedir (Brantlinger, 1991).

Ysseldyke ve Christenson (1993-1994) anne-baba katılımının sağlanmasının yararlarını şöyle sıralamaktadırlar;

Anne-baba katılımı öğrencinin gelişimi ile doğrudan ilişkilidir. Anne-baba katıldığında, öğrencinin uzun dönemde akademik başarı gelişimi daha yüksek düzeye ulaşabilmekte, öğrencinin dikkati, okula yönelik tutumları, benlik tasarımı olumlu şekilde artmaktadır. Bunun yanında, anne-babalar da toplumsal olanaklardan, okuldan ve öğretmenlerden daha fazla yararlanabilmektedirler.

Nitekim yapılan birçok araştırma anne-baba katılımının anne-babaların çocukları ile ilişkilerinin artmasına, kendileri ve çocukları hakkında daha olumlu tutumlar geliştirmelerine yardımcı olduğunu göstermektedir (Akkök, 1984; Baker ve McCurry, 1984; Bazyk, 1989; Comer ve Haynes, 1991; Dikici,1990; Fox, Binder, 1990; Hornby ve Singh, 1984; Rosenberg ve Robinson, 1985; Winton, 1986; Ysseldyke, Christenson, 1993-1994).

kaynak

ZaferOguz:
Türkiye'de zihinsel engelli çocukların eğitimine ben de bir bakış gönderiyorum. Malesef yetersizin de altında... Madde 1: Bu çocuklara uygun okullar yok, okul müdürleri ve diğer veliler engelli, özellikle zihinsel engelli çocukları kendi çocuklarıyla aynı sınıfta istemiyor.... Milli eğitim ve sağlık bakanlıkları bu konuda çalışmalar yapıyor ama malesef hepsi göstermelik kalıyor... Hastanelerde bile bu çocuklara rapor almak için sizin ve çocuğunuzun büyük bir çile çekmesi lazım. İzmir'de 1 adet OÇEM var... burada sadece 70 kadar her yaş grubundan çocuk faydalanıyor, sırada ise 500 çocuk var. Bu çocuklara okulo yok. Sosyal güvencesi olanlar şanslı gibi görünse de  bu çocuklar sadece haftada aldıkları 2 saat ders ile yetinmek zorunda. Tabi toplum içinde yaşamak bir başka zorluk. Çocuğunuz engelli diye size kiralık ev bile vermezler ... İşte Ben de Türkiye'deki duruma şöyle bir baktım... İlgililere itaf olunur ....

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git