Gönderen Konu: kök hücre hakkında  (Okunma sayısı 7059 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12312
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • www.sadakat.net
tümörleri öldüren bağışılık hücresi keşfedildi"
« Yanıtla #15 : Şubat 01, 2006, 10:00:47 ÖÖ »
 Fransız araştırmacılar, farelerde doğrudan kanserli hücreye saldırarak onları yok eden bağışıklık hücresi keşfetti. 
``Nature Medicine`` adlı tıp dergisindeki makaleye göre, Profesör Laurence Zitvogel başkanlığındaki araştırma ekibi, bu yeni tip hücrenin ``dendritic`` (ağacı andıran) hücre grubundan, ancak onların yarısı kadar olduğunu belirledi.

Araştırmacılar, yeni buldukları hücreyi laboratuvar şartlarında bazı kan kanseri vak`alarında kullanılan ``glivec`` ve böbrek kanserine karşı kullanılan ``İl-2`` adlı ilaçlarla faaliyete geçirdi.

Kısaca ``İKDC`` (İnterferon Producing Killer Dendritic Cell) olarak adlandırılan yeni hücreler, doğrudan doğruya kanserli hücrelere taarruz etti. Hücrelerin, ``gama interferonu`` salgılayabildiği ve tümörleri öldürebildiği anlaşıldı.

``Gama interferonu``, tümörleri besleyen damarların oluşumunu engelleyen güçlü bir ``anti-anjiojenik`` madde olarak biliniyor.

Madde, gelişmelerini önleyerek tümörleri yok ediyor. Aynı madde, aynı zamanda bağışıklık sisteminin diğer hücrelerini de faaliyete geçiriyor ve bunların bazılarına (T hücrelerine) kanser hücrelerini tanımada yardımcı oluyor.

Bu keşfin, insana da uygulanabileceğini düşünen araştırmacılar, bu sayede kanserin yanı sıra enfeksiyon hastalıkları ve organ nakli konularında yeni ufuklar açılabileceğini belirtti.

Araştırma ekibinin, fareler üzerinde elde ettiği bu sonuçlardan sonra ``Glivec+İl-2`` ilaç kombinasyonunu bazı kanser hastalarında denemeye yakında başlayacağı kaydedildi
ALLAH,m güç ver...

Çevrimdışı Suphiye

  • Su Damlası
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6872
  • Cinsiyet: Bayan
  • Bir Çığlıktı Yalnızlığım,Hepiniz mi Sağırdınız...?
Tümörleri öldüren yeni bağışıklık hücresi
« Yanıtla #16 : Şubat 02, 2006, 13:02:16 ÖS »
 Tümörleri öldüren yeni bağışıklık hücresi
 

Fransız araştırmacılar, farelerde doğrudan kanserli hücreye saldırarak onları yok eden bağışıklık hücresi keşfetti.
 
Profesör Laurence Zitvogel başkanlığındaki araştırma ekibi, bu yeni tip hücrenin ''dendritic'' (ağacı andıran) hücre grubundan, ancak onların yarısı kadar olduğunu belirledi.
 
Araştırmacılar, yeni buldukları hücreyi laboratuvar şartlarında bazı kan kanseri vakalarında kullanılan ''glivec'' ve böbrek kanserine karşı kullanılan ''İl-2'' adlı ilaçlarla faaliyete geçirdi.
 
Kısaca ''İKDC'' (İnterferon Producing Killer Dendritic Cell) olarak adlandırılan yeni hücreler, doğrudan doğruya kanserli hücrelere taarruz etti. Hücrelerin, ''gama interferonu'' salgılayabildiği ve tümörleri öldürebildiği anlaşıldı. ''Gama interferonu'', tümörleri besleyen damarların oluşumunu engelleyen güçlü bir ''anti-anjiojenik'' madde olarak biliniyor. Madde, gelişmelerini önleyerek tümörleri yok ediyor.
 
Bu keşfin, insana da uygulanabileceğini düşünen araştırmacılar, bu sayede kanserin yanı sıra enfeksiyon hastalıkları ve organ nakli konularında yeni ufuklar açılabileceğini belirtti.(Mynet)
 
Yokum!

Çevrimdışı Selen

  • yağmur Perisi...
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6787
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
Tümörleri öldüren yeni bağışıklık hücresi
« Yanıtla #17 : Şubat 03, 2006, 14:15:29 ÖS »
Fransız araştırmacılar, farelerde doğrudan kanserli hücreye saldırarak onları yok eden bağışıklık hücresi keşfetti.

Profesör Laurence Zitvogel başkanlığındaki araştırma ekibi, bu yeni tip hücrenin ''dendritic'' (ağacı andıran) hücre grubundan, ancak onların yarısı kadar olduğunu belirledi.
Araştırmacılar, yeni buldukları hücreyi laboratuvar şartlarında bazı kan kanseri vakalarında kullanılan ''glivec'' ve böbrek kanserine karşı kullanılan ''İl-2'' adlı ilaçlarla faaliyete geçirdi.

Kısaca ''İKDC'' (İnterferon Producing Killer Dendritic Cell) olarak adlandırılan yeni hücreler, doğrudan doğruya kanserli hücrelere taarruz etti. Hücrelerin, ''gama interferonu'' salgılayabildiği ve tümörleri öldürebildiği anlaşıldı. ''Gama interferonu'', tümörleri besleyen damarların oluşumunu engelleyen güçlü bir ''anti-anjiojenik'' madde olarak biliniyor. Madde, gelişmelerini önleyerek tümörleri yok ediyor.

Bu keşfin, insana da uygulanabileceğini düşünen araştırmacılar, bu sayede kanserin yanı sıra enfeksiyon hastalıkları ve organ nakli konularında yeni ufuklar açılabileceğini belirtti.


Kaynak:www.mynet.com
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı Selen

  • yağmur Perisi...
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6787
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #18 : Şubat 19, 2006, 22:09:56 ÖS »
Kök hücrelerden çok söz edildi.Televizyon ekranlarında,gazete sütunlarında
sıklıkla yer aldı bu buluş.Cumhuriyetin cumartesi günleri yayınlanan Bilim Teknik eki bir kaç
kez bu konuyu işledi ve 20 mayıs günü Cumhuriyet gazetesi kök hücresindeki bu gelişmeleri başlığa taşımaya değer gördü.
                          Yaşama biri anne biri babadan gelen iki hücre ile başlıyoruz.Bu hücreler bölünerek çoğalıyor ve onlardan tüm organlarımızla birlikte vücudumuz oluşuyor.İşte bu olgudan hareketle bilim insanları çeşitli organları oluşturabilen bu ana hücrelerden yararlanarak hastalanan organları onarma olasılığını ortaya koydular.Bu çok önemli bir başlangıç oldu.
                           Bu ana hücre (kök hücre)lerin en iyi en verimli kaynağı embriyolardır.Em-
briyo üreme hücreleri olan yumurta ve spermin birleşmeleri ile oluşan ve cenin oluşumunun
ilk aşamasındaki hücre gurubudur.Embriyoların kullanımı çeşitli(etik,sosyal,kültürel) yasal sorunları ortaya çıkarıyor.Bu sorunları ve tartışmasını bu yazıda ele almayı yararlı bulmuyo-
rum.
                           Kök hücrelerinin embriyoların dışında öteki erişkin dokularda da bulunduğu
artık biliniyor ve bu kaynaklardan da  kök hücre elde edilebiliyor;Beyinden,kastan,kandan ,
deriden,kordon kanından.Uzun zamandır kullanıla gelen bir kaynak da kemik iliğidir.Ancak kök hücresi elde etmek ve üretmek bunların klinikte kullanılacağı anlamına gelmiyor.Bu
 kaynaklardan elde edilen kök hücreleri ile hayvan modelleri üzerinde çok sayıda araştırma ve denemeler yapılıyor. Bunları geniş şekilde tıp dergilerinde yayınlanıyor.Bu bilgiler internet- teki sitelerden elde etmek mümkün.                                                                                 
                           Şimdi halk için,hastalar için gerekli olan bilinmesi gerekenleri aşağıda belirt-
mek istiyorum Kök hücreleri elbette büyük bir umut.Kan hastalıkları ve kalp hastalıklarında artık kullanılıyor.Ancak sinir sistemi hastalıkları,Parkinsonda,Alzheimerde,Multiple Skleroz ve çeşitli nöromüsküler  (kas)hastalıklarda kullanımı henüz mümkün değil,doğru değil. Hayvan modellerİ üzerinde yapılan denemeler umut veriyor ancak henüz insanda kullanmayı haklı kılacak yeterlilikte değil.Bazı komplikasyonlar ortaya çıkıyor.Bu hastalar için kök hücre kullanımının iyimser tahminle 4-5 yıl uzakta olduğu ileri sürülüyor.Ama daha iyimser tahminler de var.Bu konudaki yayınlarda çok dikkatli olmak,abartmalardan uzak durmak gerekiyor.İçeriği kolay kolay anlaşılamayacak haberlerin medyaya yansıması ve yayınlanması ile tedavisi mümkün olmayan hastalarda büyük umutlar yaratılıyor. Bu yayınlar üzerine  telefonlar,fakslar ve  mektuplarla çok sayıda başvuru alıyoruz.Kök hücre tedavilerinin   nerede nasıl yapıldığını soruyorlar.Onlara henüz kök hücre tedavilerinin klinik amaçlarla hastalar için kullanılmadığını söylüyoruz.Ama öte yandan onlar da bizim gibi bu tedavilerin iyileştirme vaadleri ile yurdumuzda yer yer yapıldığını hatta bazı ünlü hastanelerin buna aracılık ettiğini öğreniyorlar.
                               Evet yurdumuzda bu tedavilerinin yapıldığını ya da yakın bir gelecekte yapılacağını bildiren tıp merkezleri var.Oysa bu konuda henüz yasal bir düzenleme yok,
kurallar yok.Güvenilir dünya literatürü ve tıp merkezleride kök hücre tedavilerinin bu has-
talıklar için kullanılmalarının yanlış olacağını,hatalı olacağını bildiriyor.Çin’de ALS hastaları
ve omurilik yaralanmaları için yapılan tedaviler ağır bir şekilde suçlanıyor.Gaziantep’ten gelen ve bir dergide yayınlanan haber bilim çevrelerince asla inandırıcı bulunmuyor ve
onaylanmıyor.Çaresizlik içinde tedavi imkanları arayan insanlarımıza yersiz mesnetsiz umutlar verilmesi ve onların arayış içine girerek çok zaman ,çok para kaybetmelerine yol açılması hoş görülemez ve önlenmelidir.
                           Burada bilim insanlarına ,hekimlere ve de özellikle ve öncelikle medyaya önemli sorumluluk düştüğü açıktır.Bu haberler mutlaka titizlilikle güvenilir bilim insanlarına danışılarak ölçülü bir şekilde verilmelidir.
Prof.Dr.Coşkun ÖZDEMİR

kaynak
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı Selen

  • yağmur Perisi...
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6787
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
Ynt: MS'Lİ HASTALARA KÖK HÜCRE NAKLİ
« Yanıtla #19 : Mayıs 17, 2006, 23:39:57 ÖS »
Multiple Skleroz

Merkezi sinir sisteminin yani beyin ve omurilişin kronik, inflamatuar ve demiyelizan hastalışıdır.
MS’deki bulgular myelin hasarı nedeni ile oluşur. MS’de çoşunlukla ak maddede plaklar görülür. Plak doku içerisinde oluşmuş bir yara gibi düşünülebilir. Plak, MS’e özgü hasarın oluştuşu çoşunlukla yuvarlak ya da oval görünümlü sınırlı bir alandır. Plaklar topluişne başı küçüklüşünde olabilecekleri gibi, çok ender cm’lerce büyük de olabilirler.
Plakların tümü belirti vermez ve kimi zaman sessiz kalıp bulguya yol açmazlar.
Başlangıçta MS plaklarının içi kan yolu ile geldişi düşünülen iltihap hücreleri ile doludur. İltihap oluşturan hücrelerin yıkıcı etkisi ile plak bölgesinin içine denk gelen yerdeki myelin giderek yok olur. Bu aşamada myelin kılıfın parçalandışı yerdeki akson korunmasız kalır ki bu duruma demiyelinizasyon (myelin kaybı) denir. Bu aşamada çıplak yani korunmasız sinirlerde iletim aksar ya da kesilir. O sinirlerin ilişkide olduşu beden bölümünde belirtiler oluşur (atak).
Yer yer soyularak aksonu çıplak bırakan myelini, oligodentrisitler yeniden yaparak siniri çevrelerler, buna da remiyelinizasyon denir. Bu dönem ataşın bittişi, bulguların kaybolduşu ya da azaldışı dönemdir. Ancak yeniden myelin yapımı aslı kadar başarılı olmamaktadır. Dolayısıyla da iletim eskisinden daha yavaş olur.
40 yaş altı genç erişkinlerde en sık özürlülük yapan nörolojik hastalıktır. En sık 20’li 30’lu yaşlarda görülür. Hem kadın hem de erkeklerde ortaya çıkan bir hastalısa da MS’li kadınların sayısı erkeklerden neredeyse 2 kat daha fazladır.

Nedenleri
MS’nin neden oluştuşu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak genetik bir yatkınlışın var olduşu düşünülmektedir. Ancak MS klasik anlamda genetik bir hastalık deşildir. MS’ nin bir otoimmun hastalık olduşuna dair de bir çok ipucu vardır. Bir virüs ya da bakterinin dev MS’E neden olduşu düşünülmektedir. Özetle genetik yatkınlışı olan bireylerde çevresel tetikleyiciler ile başlatılan bir dizi otoimmun reaksiyonun MS’e neden olduşu görüşü, bazı noktalarda tam kanıtlanmamış olsa da hala yaygın olarak kabul görmektedir.

Belirtileri
MS’de duyusal yakınmalar çoktur. Belirtilerin hiç biri MS’e özgü deşildir. Üst ya da alt ekstremitelerde kuvvet kaybı oluşur. Kuvvetin azaldışı bölgede duyu azalması da bulunabilir.
Görmeye dair bazı bozukluklar yaşanır. Tek gözde geçici görme azalması ya da kaybı oluşabilirler. Bulanık, bulutlu görme, görme keskinlişinde ve renkli görmede azalma, bakılan yerin bir bölümünü görememe vb yakınmalar oluşabilir. Bu duruma optik nörit denir. Optik nörit, göz siniri miyelinin sınırlı bir bölümünün hasarı sonucu gözden beyine iletilen görme sinyallerinin iletiminin aksamasıdır. Optik nörit ataşının yaşam boyu tekrarlama olasılışı vardır.
Baş dönmesi, dengesizlik, konuşma zorlukları ya da bozuklukları (disfoni), yürüme bozuklukları, yürüme zorluşu görülür.
Titreme  (tremor) MS’nin oldukça sık görülen bir belirtisidir.
İdrar ve başırsak sorunları MS’de sıktır. MS sık idrar yapma, sıkıştırma, acele etme, idrar kaçırma, hiç tutamama, geldişini anlamama, tam boşaltamama, yapmaya başlayamama gibi pek çok idrar yakınması olabilir.
MS cinsel sorunlar da yaratabilir. Cinsel organlar da bir hasar yaratmaz ancak bu organların denetiminden sorumlu olan beyin bölgesinin ya da omurilişin etkilenmesi ile belirtiler oluşabilir. MS’li erkeklerde ereksiyon problemi ve erken boşalma görülebilir.
MS’de baş aşrısı  ve eklem aşrıları görülebilir. Yüzde duyu kaybı, fasiyal kuvvetsizlik oluşabilir.
MS’lilerde duygusal durum etkilenebilir. Depresyon oldukça sık görülür. Çok nadir olarak akıl bozuklukları da oluşabilir. Unutkanlık da MS’de sık görülen bir durumdur.

Tanı ve Tedavi
MS tanısı koyduracak özgün bir test yoktur. Manyetik rezonans incelemesi MS tanısında sıkça başvurulan bir yöntemdir. BOS incelemesi MS tanısında yarar saşlar.
Başka bazı hastalıklarda olduşu gibi MS’de de hastalışı tümüyle yok edecek kesin bir tedavi şekli yoktur. Bu MS’in tedavisinin olmadışı anlamına gelmez. Doşal gidişini etkileyen ilaçlar vardır. MS’in tarattışı belirtiler tedavi edilebilir. MS atakları kortizonla tedavi edilebilmektedir.

kaynak
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı fuzuli

  • CANdan Üye
  • *****
  • İleti: 1577
Ynt: MS'Lİ HASTALARA KÖK HÜCRE NAKLİ
« Yanıtla #20 : Mayıs 18, 2006, 00:38:49 ÖÖ »
İlerleyen bir hastalık.İnşallah gelişmler yarım kalmaz daim olur.

Selen ve Electron teşekkürler...

Çevrimdışı papatya23

  • PAPATYA
  • Üye
  • *
  • İleti: 140
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: MS'Lİ HASTALARA KÖK HÜCRE NAKLİ
« Yanıtla #21 : Mayıs 18, 2006, 22:44:31 ÖS »
Kök hücre nedir?
 
Kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücreler sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşme ve yeni görevler üstlenme imkanına sahip hücrelerdir.

*İnsan vücudundaki cilt, kaslar, kemikler, sinirler ve kan hücreleri gibi tüm organlar bu kök hücrelerinden oluşur.
*İnsan vücudunda hastalıklar ve yaralanmalar nedeniyle oluşan hasarları onarır ve iyileştirirler.
*Hangi tip dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler.
*Genel olarak denilebilir ki, kök hücreler ne kadar gençse o kadar fazla gelişebilir ve farklı hücrelere dönüşebilirler. İnsan yaşlandıkca kök hücrelerinin sayısı azalır.

                                                                                                   
 
Kaç tür kök hücresi vardır?
 
*İnsan oluşumundaki ilk hücreler oluşmakta olan çocuktaki kök hücrelerdir. Yumurta döllendikten sonraki ilk günlerde oluşurlar. Bu tip kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuşu korumak için, Almanya’da kesin olarak yasaklanmıştır.

*Yetişkin vücutta az da olsa kök hücresi bulunur
– Bunlar kanda ve kemik ilişinde bulunan yetişkin, kan üreten kök hücrelerdir.

*Hamilelişin son üç aylık döneminde kök hücreleri bebeşin karacişerinden ve dalaşından kan dolaşım sistemi üzerinden kemik ilişine geçer. Doşum esnasında da göbek kordonunda ve bebeşin eşinde çok miktarda kök hücreleri bulunur. Bu kök hücreleri yetişkin kök hücrelerinde artık bulunmayan çok sayıda özellişe sahiptir. Bebeşin göbek kordonu kesildikten sonra kök hücreleri bebeşin eşine başlı kalan kısımdan risksizce alınabilir. Bebeşin hiçbirşeyi eksilmez, aksine çok kıymetli kök hücreleri onun için saklanmış olur.

KAYNAK: GOOGLE
« Son Düzenleme: Mayıs 18, 2006, 23:37:36 ÖS Gönderen: papatya23 »

Çevrimdışı CaMaDaM

  • Forumun Delisi Bir Damarı Deli
  • Süper Üye
  • ***
  • İleti: 347
  • Cinsiyet: Bay
  • Bir deneme yanılmadır hayat..
    • CaMaDaM
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #22 : Mayıs 30, 2006, 19:59:59 ÖS »
belki bir yararı olabilir ama bütün umutları da bu tedaviye başlamamak lazım..
EmEğE SaYgI


Engelleri yollarınızı tıkayan şeyler olarak değil, size uçmayı öğretecek fırsatlar olarak görün..

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12312
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • www.sadakat.net
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #23 : Haziran 04, 2006, 18:20:55 ÖS »
Hücre

Hücre ilk defa 1665 yılında Robert Hooke tarafından keşfedilmiştir. Robert Hooke Şişe mantarından aldışı kesiti mikroskopta incelemiş ve oda şeklinde yapılar görmüştür. Gördüşü bu yapılara “Hücre”adını vermiştir.
Yaklaşık iki yüzyıl sonra Brawn (1831) bitki hücrelerinde “çekirdeşi” buldu. Purkinje, Schwann ve Mohl gibi araştırmacılar hücre içindeki canlı yapıya “plazma” adını verdiler. Daha sonra hücreyi dış ortamdan ayıran bir zarın olduşu bulundu. Böylece yavaş yavaş canlıların hücrelerden yapıldışı fikri yayılmaya başladı.
Bütün bu gelişmelere dayanılarak on dokuzuncu asrın baaşındaki botanikçi Schleiden 1838 ve zoolog Schwann 1839da “bütün canlıların hücrelerden meydana geldişini”söyleyerek hücre teorisinin ilk temelini attılar. Daha sonra hücre teorisi,1858 yılında Rudolf Virchow’un ekledişi yeni maddelerle aşaşıdaki şeklini almıştır.
• Bütün canlılar bir veya daha çok hücreden meydana gelmiştir.
• Hücreler , canlıların en temel yapısal ve fonksiyonel birimidir.
• Hücreler , kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesi ile meydana gelirler.
Sitolojideki son çalışmalar ve yüksek yapılı canlılar dikkate alındışında ,bu maddelere ek olarak iki yeni maddenin daha ilave edilmesi öngörülmektedir.
• Çok hücreli canlıların hücreleri farklı gruplar altında bir araya gelerek tek bir birim gibi işlermektedirler(Doku oluşumu)
Çok hücreli canlıların hücreleri bölünme,hareket ,kendilerine özgü şekil aşabilmek ve gerekli foınksiyonları gerçekleştirebilmek için birbirlerine veya katı bir yüzeye temas edebilmek zorundadırlar.
Hücre zarından madde geçişi
Hücre zarı , seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekül büyüklüşüne,yaşda veya suda çözünmesine, polaritesine , ortamdaki yoşunluşuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleştirilir.
Hücre zarından madde geçişi
Pasif taşıma
Difüzyon
Kolaylaştırılmış difüzyon
Osmoz
Plazmoliz
Deplazmoliz
Diyaliz
Aktif taşıma
Endositoz
Fagositoz
Pinositoz
Ekzositoz
1.Pasif taşıma
Maddelerin enerji harcamadan , yoşunluk farkından dolayı hücre zarındaki porlardan veya fosfolipit tabakadan doşrudan geçmesidir. Hücrelerde pasif taşıma üç şekilde görülür:
a. Difüzyon
Difüzyon, bir maddenin konsantrasyonunun yüksek olduşu yerden düşük olduşu yere doşru hareketine denir. Örneşin bir kokunun bütün odaya yayılması veya bir damla mürekkebin bir bardak suya atılınca bütün bardaşı boyaması gibi. Aynı kural hücre için de geçerlidir. Örneşin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoşunluşu artmaktadır.Dış ortamda glikoz arttışında ,iç ve dış ortam arasındaki yoşunluk farkı glikozun enerji
veya eksi yöndeki bir deşişiklik difüzyonu yeniden başlatır.
Por içinden difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük olması ve suda çözünebilir olması gerekir.Büyük moleküller pordan geçemezler. Örneşin glikoz difüzyonla taşınırken ,nişasta taşınamaz. Por sayısının fazla olması difüzyon hızını artırır. Yaşda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereşi yoktur. Hücre zarı lipit(yaş)yapısında olduşundan , bu maddeler herhangi bir yerinden geçebilirler.
Kolaylaştırılmış Difüzyon
Su ve yaşda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz ,galaktoz ,fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi , kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.
Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle birleşir. Madde , birleştişi taşıyıcı proteinle “sustrat-enzim”gibi yüzey uygunluşu gösterir(Taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini deşiştirir.).Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama
doşru olur. Por sayısındaki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır.
Kolaylaştırılmış difüzyon,taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark ; difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantarasyona doşru olmasıdır.
b. Osmoz
Osmozu tanımlamadan önce yoşunluk kavramını iyi bilmek gerekir. Bir maddenin yoşunluşu , birim hacimde bulunan çözücü içindeki madde miktarıdır. Çözünenin çok olması durumunda ortam çok yoşun ,az olması durumunda ise az yoşun olur. Ortamın yoşunluşu çözücü miktarı ile ters orantılıdır. Yani çok yoşun ortamdaki çözücünün oranı, az yoşun ortamdaki çözücü oranından düşüktür.
Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduşundan , su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduşu ortama doşru geçer. A kolundaki toplam hacim B koluna göre daha fazladır. Buna göre suyun , yarı geçirgen bir zar üzerinde çok olduşu ortamdan az olduşu ortama doşru geçişine osmoz denir.
Bu olayı canlılarda görmek de mümkündür. Canlılarda , kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisindeki organik asitler , şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur(bu maddelerin potansiyel deşerine osmotik deşer denir.)Sitoplazma ve dış ortamın yoşunluşuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur.
Osmoz sonucu iki deşişik olay gözlenir:
• Plazmoliz:Hücre kendisinden yoşun (hipertonik)bir ortama konduşunda , yoşun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoşunluşu dengelemek ister. Dolayısıyla su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir .Bitki hücreleri hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler(hücre çeperi bulundurdukları için).Deniz suyu içildişinde dokular su kaybederek ölür. Bunun sebebi deniz suyundaki tuzun dokulardakine oranla çok fazla olmasıdır.
• Deplazmoliz:Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yuşun(hipertonik)bir ortama konursa , ortamdan hücreye su girişi olur.
Osmotik kuvvetler:
Plazmoliz ve deplazmoliz esnasında osmotik basınç ve turgor basıncı ortaya çıkar.
• Osmotik Basınç:Hücre içindeki maddelerin yoşunluşundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan basınç şeklinde tanımlanır. Osmotik basıncı oluşturan maddeler çeşitli şekerler , organik asitler , organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoşunluşuyla hücrenin osmotik basıncı doşru orantılıdır. Deplamolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup , su hücre içine girer.
Örneşin bitkinin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduşundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmsofer birimiyle ifade edilir .Osmotik basınç , plazmoliz halindeki hücrelerde yüksek deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücrenin kendisi ile aynı yoşunluktaki (izotonik) ortama konduşunda osmotik basınç , iç basınçla denge halinde olur.
• Turgor basıncı:Keplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptışı basınçtır (iç basınç). Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz , parçalanır. Mesela alyuvarlar kendilerinden az yoşun bir ortama konulursa , ortamdan alyuvar hücrelerine su girişi olur. Daha sonra zarları parçalanır, hücre ölür(hemoliz).
Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduşundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler. Ayrıca turgor basıncının bitkilere saşladışı bazı avantajlar vardır. Bu avantajları ;
• otsu bitkilerde desteklişi
• stomaların açılıp kapanmasını
küstüm otu gibi bitkilerde hareketi saşlaması şeklinde sıralayabiliriz.
Emme basıncı , turgor basıncı arasındaki ilişki
Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduşu bir çekici kuvvettir. Diper bir deyişle emme basıncı iç basınca üstün olduşu sürece hücreye su girişini saşlayan bir kuvvettir. Osmotik deşer , osmotik basıncı meydana getiren eriyişin çekim gücüne denir. Böyle bir deşer her hücrenin kofulunda gizli olarak bulunur.
Genel olarak emme basıncı (EB) bir hücre için, hücrenin osmotik deşeri (OD) ile iç (turgor) basıncının (TB) arasındaki farka eşittir.
EB=OD-TB
c. Diyaliz:
Diyaliz , çözünmüş maddenin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneşin içi glikoz molekülleri ile dolu bir başırsak saf su içerisine konursa glikoz molekülleri , zardan su içerisine iki tarafta yoşunluk eşit oluncaya kadar geçer.
Bu prensip , suni böbrek aletinde (diyaliz ) kullanılır. Hastanın her seferinde 500Ml kadar kanı bir diyaliz tüpünden geçirilire .Diyaliz tüpünün dışında ,kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoşunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak olan maddeyi taşımamaktadır. Böylece kan gerekli olan maddeler dıştaki sıvıya geçmez. Uzaklaştırılması istenen madde ( üre gibi ) dış sıvıda bu bulunmadışından , bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur.
Moleküllerin pasif olarak taşınmasını etkileyen faktörler
Canlı hücrelerde hücre zarının her iki yönünde devamlı bir molekül hareketi gözlenir. Bu moleküller hücre zarından doşrudan veya porlar yardımıyla geçerler . Geçiş türü veya hızı aşaşıdaki faktörlere göre deşişmektedir.
• Moleküllerin büyüklüşü:Oksijen , su, iyot, karbondioksit gibi küçük moleküller hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Mesela 6 karbonlu glikoz; oksijen , su ve karbondioksitten daha zor geçer.
• Moleküllerin elektrik yükü:Hücre zarının yapısından dolayı , nötr moleküller iyonlardan daha kolay geçer. Nötr haldeki potasyum (K) iyon haldeki potasyumdan daha lokay geçer.
• Yaşda çözünen maddeler:Hücre zarının yapısında yaş olduşu için yaşda çözünen maddeler hücre zarından daha kolay geçebilir. Bu maddelere , yaşda eriyen vitaminler (A,D,E,K) örnek olarak verilebilir.
• Yaşı eriten maddeler:Yaşı eriten maddeler de hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Örnek ;alkol, eter,kloroform ve benzen gibi kimyasal maddeler.
• Zardaki por sayısı:Hücre zarında por sayısı ne kadar fazla olursa madde çıkışı o kadar hızlı olur.
• Konsantrasyon farkı:Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirine çarpma hızı , düşük konsantrasyonlu ortamlara göre daha hızlıdır. Bu ortamdaki potansiyel enerji , yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama madde geçişini hızlandırır.
• Molekül aşırlışı: Moleküllerin aşırlıkları ne kadar düşükse difüzyon hızları o kadar yüksektir. Yani maddelerin difüzyon hızları molekül aşırlıkları ile ters orantılıdır. O halde gazların difüzyonu hızlı, sıvılarınki yavaş , katıların difüzyonu ise yok denecek kadar azdır. Çünkü moleküllerin aşırlıkları ne kadar büyük olursa aralarındaki çekim kuvveti o kadar fazla olur.
• Sıcaklık:Moleküller sıcak ortamda daha hızlı hareket ederler. Dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon hızlıdır.
• Hücre zarının deformasyonu:Hücre zarı alkol , eter çeşitli zehirler ve kloroform gibi maddelere karşı aşırı duyarlıdır. Bu maddeler hücre zarına girerken veya çıkarken hücre zarını tahrip ederler.
2.Aktif taşıma
Bir maddenin konsantrasyonunun düşük olduşu yerden yüksek olduşu yere doşru , enerji (ATP) harcanarak taşınmasına aktif taşıma denir. Bir başka ifade ile ; aktif taşıma maddelerin yokuş yukarı hareketidir. Aktif taşıma , canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerle gerçekleştirilir.
Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizlişinde aktif taşıma duru, pasif taşıma devam eder .Bu durumda bazı maddelerin hücre içi ve hücre dışı yoşunluk farkları ortadan kalkar ve bunun sonucunda hücrede hayatsal faaliyetler durur, yani hücre ölür. Örneşin; büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum hücre içinde hücre dışına göre 40 misli fazla bulunmak zorundadır. Eşer bu miktar azalacak olursa , hücre yeterli şekilde fonksiyonlarını gerçekleştiremez. Aktif taşımaya en güzel örnek , çeşitli hücrelerde görülen “Sodyum- Potasyum pompası”dır. Normal şartlarda sodyum hücre dışında , potasyum da hücre içerisinde daha yoşundur. Sodyum - potasyum pompası ile yoşunluk farkından dolayı hücre dışına çıkan potasyum hücre içerisine sızan sodyum ise hücre dışına , ATP enerjisi kullanılarak pompalanır(bu taşımanın , düşük yoşunluktan yüksek yoşunluşa doşru olduşuna doşru olduşuna dikkat ediniz.).Daha önce belirttişimiz aktif taşımada enerjinin yanında enzimler de iş görür. Sodyum - Potasyum pompasında etkili olan enzim “Sodyum potasyum adenozin trifosfataz “enzimidir. Bu enzim ATP’yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açışa çıkan enerji sodyumu dışarıya , potasyumu da içeriye taşımada kullanılır.
Aktif taşımada, taşıyıcı proteinler ve enzimler görev aldışı için bu olay ;sıcaklık ve enzimler görev aldışı için bu olay ;sıcaklık ,PH , ve zehir etkisi yapan kimyasal maddelerden etkilenir.
3.Endositoz
Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doşrudan hücre zarından veya porlardan geçerken , büyük moleküllerden olan yaş , nişasta , glikojen , protein vs geçemezler. Bu moleküller zarın deşişiklişe uşraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya “endositoz” denir. Endositozla hücre içine alınan besinler , sitoplazmada besin kofulu şeklinde bulunurlar. Hücrelerde endositozla besin alımı fagositoz ve pinositozla saşlanır.
a. Fagositoz
Endositozla katı yapıların hücre içine besin kofulu şeklinde alınmasına “fagositoz” denir. Katı madde yalancı ayak yardımıyla oluşturulan cep içerisine alınır. Daha sonra içeri çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Akyuvarların mikropları yemesi , amipin beslenmesi buna örnektir.
b. Pinositoz
Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınmasına da”pinositoz” denir. Pinositoz olayında , sıvı maddelerin hücre zarına deşmeleri sonucunda , sitoplazma içine doşru cep ya da kanal şeklinde yapılar oluşur. Bu yapılardan pinositoz keseleri meydana gelir. Bu şekilde hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleşerek sindirilir.
Fagositoz ve pinositoz genellikle hayvan hücrelerinde görülür.
4. Ekzositoz
Daha önce de açıklandışı gibi hücreye endositozla alınan maddeler lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır. Kesecik içerisinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı metabolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya “ekzositoz” denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısımdan içerişini dışarıya boşaltır. Endositozda olduşu gibi ekzositoz için de enerji gereklidir.


Konuyla ilgili son on yılda ÖSS’de çıkmış sorular
1.Bir hücrenin bir molekülü pasif taşıma (difüzyon) ile içine alamamasının nedeni aşaşıdakilerden hangisi olabilir.
A)Hücrede ATP miktarının az olması
B)Hücrede ilgili enzimin bulunmaması
C)Molekülünün hücre içindeki derişiminin az olması
D) Molekülünün suda çözünür olması
E) Molekülün yapısının büyük olması


« Son Düzenleme: Haziran 04, 2006, 18:21:54 ÖS Gönderen: seval çimen »
ALLAH,m güç ver...

Çevrimdışı feyza

  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 5583
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #24 : Haziran 04, 2006, 18:38:14 ÖS »
Selen başta belirteyim bu konuyu bizlerle paylaştışın için teşekürler.
Başlık dahi tam yernde olmuş, kök hücre umudu ve gerçeşi.
Evet umudu o kadar büyük ki ama ne umuduna başlanacaşımızdan
biz dahi emin deşiliz. medyada her çıkan haber sanki yarın herkes çaresiz
hastalıklardan kurtulacakmış gibi anlatılmakta.
Başlıkta da dedişi gibi gerçeşi bu deşil. Kök hücre adını dahi duyduşumda
olan umudumu dahi körüklemeye başladı.
Rabbim hakkımızda hayırlısını eylesin...

Çevrimdışı Suphiye

  • Su Damlası
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6872
  • Cinsiyet: Bayan
  • Bir Çığlıktı Yalnızlığım,Hepiniz mi Sağırdınız...?
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #25 : Haziran 04, 2006, 19:54:58 ÖS »
Kök hücre ile iligli ilk zamanlar  basında haberlerini duyduşumda içimden ölen bir umud yeşermiş ve acaba demeye başlamıştım.Ama herşeyde olduşu gibi bununda cılkını çıkardılar artık.Çok ayıp ya bu tür haberleri çok yakından takip eden ve umudunu bu haberlere başlayanlar  var bunu bilmiyorlar mı yoksa biliyorlarda görmezden mi geliyorlar.
Yokum!

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12312
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • www.sadakat.net
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #26 : Haziran 22, 2006, 09:10:19 ÖÖ »
Kök hücre nükleer silah gibi


ABD’deki Cornell Üniversitesi Kısırlık ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, İstanbul’da yaptışı açıklamada, kök hücreyi ‘nükleer silah’ diye niteledi.

Verimlilişini kaybederek bozulan kök hücrelerin kanserli hale geldişini ifade eden Oktay, “Şu anda aşaşı yukarı bütün kanserlerin kök hücrelerden oluştuşuna inanılıyor. Her önünüze gelene alıp kök hücreyi damardan veremezsiniz. Gidip beyne yerleşir. Orada tümör haline gelebilir.” diyor.

ALLAH,m güç ver...

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12312
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • www.sadakat.net
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #27 : Haziran 27, 2006, 13:48:42 ÖS »
Kök hücre çalışmalarına düzenleme
   Saşlık Bakanlışı, klinik amaçlı embriyonik olmayan kök hücre çalışmaları kılavuzu hazırladı.

 ANKARA - Bu çalışmalar, bakanlıkça kurulmuş olan “kök hücre nakilleri bilimsel danışma kurulu” tarafından deşerlendirilerek, bu alanda çalışmasına onay verilen bilimsel merkezlerde yapılacak. Çalışmanın planlandışı kurum bünyesinde kurulacak “yerel etik kurul” onayını takiben, çalışma başvuru dosyası kök hücre nakilleri bilimsel danışma kurulu’na sunulacak. Kurulun incelemesini müteakip bakanlıkça izin verilmesi kaydıyla çalışma gerçekleştirilecek. Hastada uygulama sırasında ya da sonrasında gelişebilecek istenmeyen veya beklenmeyen etkilerin önlenmesi amacıyla komplikasyonların telafisi için güvence saşlanmasının (sigorta edilmesi) ardından çalışma başlatılacak. Çalışma tamamlanıp, sonuçları bilimsel bir ortamda veya hakemli bilimsel bir dergide yayınlanmadıkça, kamuoyunu yönlendirecek/yanıltacak biçimde açıklanamayacak.

 Saşlık Bakanlışınca, klinik amaçlı embriyonik olmayan kök hücre çalışmalarına düzenleme getirildi. Düzenleme çerçevesinde, 81 ilin saşlık müdürlüşüne Saşlık Bakanı Recep Akdaş imzasını taşıyan birer genelge ile birlikte konuyla ilgilitüm kamu ve özel kurum-kuruluşlarla üniversitelerin bünyesindeki ilgili personele iletilmesi amacıyla “Klinik Amaçlı Embriyonik Olmayan Kök Hücre Çalışmaları Kılavuzu” gönderildi.

Genelgede, kök hücre naklinin özellikle hematolojik ve onkolojikhastalıklarda bir tedavi yöntemi olarak uzun yıllardır kullanıldışına dikkati çeken Akdaş, son yıllarda farklı hastalıklarda da tedavi amaçlı kök hücre kullanımının gündeme geldişini kaydetti. Dünyada ve ülkede kök hücre nakliyle tedavi konusunda halen yoşunaraştırmalar yapıldışını hatırlatan Akdaş, konuyla ilgili haberlerin basın ve yayın organlarında sıklıkla yer aldışını belirtti.

Akdaş, “Bazı hastalıkların tedavisinde ümit verici bir yöntem olarakdeşerlendirilmesine karşın, henüz kök hücre nakli yapılan hasta sayısıçokazdır ve uygulamanın başarısı veya uzun vadede tedavinin hastada meydanagetirebileceşi yan etkiler konusunda yeterli bilgi mevcut deşildir” dedi.

Bakanlıkça kök hücre nakli çalışmalarıyla ilgili olarak, çalışmanın yapılacaşı kurum bünyesinde gerekli altyapının oluşturulması ve çaşdaş bilimin gereklerine uygun olarak uygulama yapılabilmesi amacıyla Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu oluşturulduşunu belirten Akdaş, bunun yanı sıra “Klinik Amaçlı Embriyonik Olmayan Kök Hücre Çalışmaları Kılavuzu”hazırlandışını bildirdi.

Akdaş, il saşlık müdürlüklerine gönderilen kılavuzun, “gereşinin ifası için” konuyla ilgili tüm kamu ve özel kurum-kuruluşlarla üniversitelerin bünyesindeki ilgili personele tebliş edilmesini istedi.

DÜZENLEME NELER GETİRİYOR
Kılavuzun, ülkede mevcut medikal veya cerrahi tedavi yöntemleriyletedavisi başarısız olmuş hastalarda klinik amaçlı, insankaynaklı embriyonik olmayan kök hücre çalışmalarında uyulması gerekenesasların düzenlenmesi amacıyla hazırlandışı belirtildi.

Buna göre, klinik amaçlı embriyonik olmayan kök hücre çalışmaları Saşlık Bakanlışı’nca kurulan “Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu”tarafından deşerlendirilerek, Bakanlıkça bu alanda çalışmasına onay verilen bilimsel merkezlerde yapılabilecek. Bu merkezler kök hücre çalışması yapmak üzere bilimsel kurula başvururken, bu konuda gereken temel bilgi, beceri ve donanıma sahip olduklarını kanıtlayan verileri sunacak.

Başvuru yapacak merkezin; ilgili dallarda kadrolu uzman tabip çalıştırmak suretiyle saşlık hizmeti veren; hasta kabul ve tedavi ettişi uzmanlık dalları için gerekli ve günün gelişmiş tıp teknolojisine uygun olan dişer bütün teşhis ve tedavi birimlerini ve ayrıca asgari radyoloji ünitesiyle biyokimya, mikrobiyoloji, kök hücretanımlaması, sayımı, çoşaltılması ve ayrıştırması yapabilen hematoloji, immünoloji ve patoloji laboratuvarlarını bünyesinde bulundurması gerekiyor.

Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu, bu özellikleri taşıyan bilimsel merkezlerin daha önce yapmış olduşu hayvan deneyleri,ürettikleri bilimsel çalışmalar, yaptıkları yayınlar ve merkezde çalışan bilim insanlarının bu konudaki birikimini içeren kriterleri göz önüne alarakdeşerlendirmesini yapacak.

ÇALIŞMA NASIL YÜRÜTÜLECEK
Klinik amaçlı çalışmanın planlandışı kurum bünyesinde kök hücre çalışmalarına yönelik olarak kurulacak “yerel etik kurul” onayını takiben,çalışma başvuru dosyası Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu’nasunulacak. Kurulun incelemesini müteakip Bakanlıkça izin verilmesi kaydıyla çalışmagerçekleştirilecek.

Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu’na başvuru esnasında, çalışmaya ilişkin ayrıntılı bilgilerin yanı sıra, hastalara verilecek olan “bilgilendirilmiş gönüllü olur formu” taslaşı dosyaya eklenecek.

Hasta ise bu uygulama sırasında ya da sonrasında gelişebilecek istenmeyen veya beklenmeyen etkilerin önlenmesi için, gerekli tedbirlerin alınması vekomplikasyonların telafi/tedavisi için güvence saşlanmasının (sigorta edilmesi) ardından çalışma başlatılacak.

Klinik kök hücre çalışmalarının başlatılabilmesi için şu şartlar aranacak:
 Benzer çalışmanın öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,
 İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneylersonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmakaçısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
 Çalışmanın, insan saşlışı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NA BİLDİRİM
6 ayda bir Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu tarafından onay verilmiş olan çalışmaların gelişme raporları, çalışma sonrasında ise “Sonuç Raporu” Saşlık Bakanlışı’na bildirilecek.

Rapor içerişinde, çalışma yapılan hastanın adı ve soyadı, yaşı, cinsiyeti, tanısı, evresi, daha önce uygulanan tedaviler, kök hücre kaynaşı, miktarı, uygulama yolu, ek tedaviler, tedavi sonucu, gözlem ve öneriler ayrıntılı biçimde belirtilecek.

Çalışmayı yapan kurum, hastanın takibinde oluşabilecek beklenmeyenciddi yan etkilerin ortaya çıkması ve hastanın ölmesi halinde 7 gün içinde sebeplerine yönelik bilgilerle, komplikasyonların ayrıntılı dökümünü SaşlıkBakanlışı’na bildirecek.

Klinik kök hücre çalışması tamamlanıp, sonuçları bilimsel bir ortamdaveya hakemli bilimsel bir dergide yayınlanmadıkça, söz konusu çalışmayla ilgili veriler kamuoyunu yönlendirecek/yanıltacak biçimde açıklanamayacak.

Hasta hakları ve insan onuruna saygı gereşi, hastalarla ilgili bilgilerde mahremiyet hakkı gözetilecek ve tıp etişine uyulacak.



 

 



ALLAH,m güç ver...

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12312
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • www.sadakat.net
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #28 : Haziran 27, 2006, 13:51:16 ÖS »
Kök hücreyle omurilik onarıldı
ABD’li araştırmacılar, felçli farelerin omurilişini insan kök hücresiyle onardı.


WASHINGTON - ABD’li araştırmacılar, insandan aldıkları kök hücreleri zerkederek kısmen felçli farelerin hasara uşramış omurilişini tedavi etti.

 Amerikan Bilimler Akademisi’nin yıllışında yayınlanan makaleye göre, Kaliforniya Üniversitesi’nden uzmanların farelerin omurilişine zerkettişi insan kök hücreleri, hasarlı bölgede yeni nöronlar oluşmasını saşlamakla kalmadı, “miyelin”i oluşturan “oligodentrosit” adlı hücrelerin de ortaya çıkmasını saşladı.

Bu denemelerin öncekilerden farkı ve en önemli sonucu bu oldu. Zira lipidve proteinden oluşan ve sinir liflerini koruyan “miyelin”, sinirler arasında elektrik sinyallerinin iletilmesinde önemli rol oynuyor. Araştırmacıların, bu deneylerde merkezi sinir sistemi hücrelerini oluşturan cenin kök hücrelerini kullandışı kaydedildi.

Uzmanlar, deney farelerinin omuriliklerine zarar verdikten 9 gün sonra yarı yarıya felç olan hayvanlara insan kök hücrelerini şırınga etti. Tedavi edilmeyen ya da farklı kök hücre şırınga edilen hayvanlar iyileşme kaydedemezken, cenin kök hücresi verilen fareler 4 ay sonunda iyileşip normal şekilde yürüyebildi.

Doktorlar, bunun insanda denenebilmesi için daha çok deney ve araştırma yapılması gerektişini vurguladı.



ALLAH,m güç ver...

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12312
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • www.sadakat.net
Ynt: KÖK HÜCRE UMUDU VE GERÇEĞİ
« Yanıtla #29 : Haziran 27, 2006, 13:52:51 ÖS »
Beyindeki kök hücreler belirlendi
Beyindeki kök hücreleri belirlemeyi ve ondan beyin hücreleri elde etmeyi başaran bilim adamları, Parkinson ve Huntington gibi beyin hastalıklarının tedavisi için umut verdiler.
WASHİNGTON - Çalışmaya katılan bilim adamlarından olan, Florida Üniversitesi’nden Dennis Steindler, “Beyindeki doşru kök hücre olduşunu düşündüşümüz hücreyi ilk kez izole etmeyi başardık” dedi.
Başlangıçta, beyindeki kök hücre olabileceşini düşündükleri başka hücrelerin de bulunduşunu kaydeden Steindler, kullandıkları özel bir mikroskop yardımıyla, beyindeki nöronları arttıran doşru kök hücreyi bulmayı başardıklarını anlattı.

Beyindeki kök hücreyi, kök hücrelerinin en önemlisi olarak tarif eden Dennis Steindler, “Belki bu hücreyi bulabilecek başka yöntemler de olabilir ancak bizim yöntemimizin tam isabet kaydettişini düşünüyoruz” diye konuştu.

BEYİN KÖK HÜCRELERİNİ DE ÇOĞALTILAR
Deneylerini fareler üzerinde yapan bilim adamları, belirledikleri beyin kök hücrelerini çoşaltmayı da başardılar.

Çalışmalarını, “Proceedings of the National Academy of Sciences”da yayımlayan bilim adamları, bu hücrelerin etkili biçimde çoşaltabildiklerini belirttiler.

Çalışmaya önderlik eden, Florida Üniversitesi mensubu nörolog Dr. Bjorn Scheffler, “Bu hücreleri çıkarıp, ihtiyacımızın olduşu ana kadar dondurabiliyoruz. Kullandışımız zaman, bolca yeni nöron (beyin, sinir hücresi) üretebiliyoruz” dedi.

BEYNİN HASTALIKLI BÖLÜMLERİ SAĞLIĞINA KAVUŞABİLECEK
Çalışmada doşrudan yer almayan Dr. Eric Holland da, bu çalışma sayesinde beynin hastalıklı bölümlerinin saşlışına kavuşturulabileceşini belirtti. Holland, “Doşru hücrenin, doşru yere konması halinde, hastada çok önemli ilerlemeler saşlanabilir” diye konuştu.

Kök hücrelerin kanser için bile umut olduşunu belirten Holland, “Önemli olan, nasıl çalıştıklarının anlaşılması” dedi.


ALLAH,m güç ver...


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
kök hücre

Başlatan Suphiye « 1 2  Hepsi » Gündem

22 Yanıt
808 Gösterim
Son İleti Aralık 26, 2006, 00:09:32 ÖÖ
Gönderen: emosss
1 Yanıt
246 Gösterim
Son İleti Şubat 22, 2008, 15:14:43 ÖS
Gönderen: feyza
0 Yanıt
115 Gösterim
Son İleti Ağustos 01, 2008, 14:04:09 ÖS
Gönderen: feyza
0 Yanıt
376 Gösterim
Son İleti Ekim 21, 2008, 17:29:44 ÖS
Gönderen: mavilim
0 Yanıt
103 Gösterim
Son İleti Kasım 20, 2008, 00:58:07 ÖÖ
Gönderen: gölge44