Gönderen Konu: Engellilere yönelik ayrımcılık,  (Okunma sayısı 792 defa)  Facebook 

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Selen

  • ..
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6728
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
Engellilere yönelik ayrımcılık,
« : Kasım 02, 2004, 01:50:24 ÖÖ »
Engellilere yönelik ayrımcılık, toplumun gündemine yerleştirilmeli ve toplumun kendi kendini sorgulaması için bir yol açılmalıdır.

Ayrımcılığı yaratan maddi koşulların olabildiğince ortadan kaldırılması ve doğal kabul edilebilecek farklılıklardan bir ayrımcılık türetilmemesi için ayrımcılık karşıtı bir bilincin geliştirilmesi gerekir. Bu doğrultuda temel kabul, herkesin farklı ve herkesin eşit olduğuna olan inançtır.

ayrımcılık karşıtı bir eğitim sistemi kurmak ve özellikle de çocuk yaşta eğitime önem vererek, toplumsal yaşamın her alanında ayrımcı uygulamalara izin vermemek gerekir.


medyanın’ rolü büyüktür. Ancak özürlülere yönelik ayrımcılık konusunda medyanın soruna daha çok acıma duyguları içinde yaklaştığı, sağlıklı bir ele alış üretmediği bilinmektedir. Bu anlamda öncelikle medyanın yaklaşımı düzeltilmelidir.


Farklı olmak “farklı muameleye tabi tutulmanın” haklı gerekçesi olamaz. Engelliler de herkes gibi, başka hiç bir sebeple değil; salt insan oldukları için onurlu bir yaşamı hak etmektedirler. Bunun için toplumsal yaşama tam katılımın önündeki her türlü engel kaldırılmalı ve eşitlik ilkesi gereğince yaşamın tüm alanlarında desteklenmelidirler.


Oysa engelliler genelde görmezden gelinen, acınan, evde, sokakta, işyerinde, vb. koruma altında bulundurulması gereken kişiler olarak algılanmaktadırlar.

Unutulmamalıdır ki özürlülerin istihdamı önündeki en büyük engel, önyargıdır; önyargıyı aşmanın en etkili yolu da çalışma yaşamında gösterilecek başarıdır.

BİLİNEN BU GERÇEKLER NEDEN UYGULANMAMAKTADIR.
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı -gozyasi-

  • Vefakar Üye
  • ****
  • İleti: 780
    • http://www.islamiyet.web.tr
Engellilere yönelik ayrımcılık,
« Yanıtla #1 : Kasım 02, 2004, 11:47:05 ÖÖ »
Evet gerçekten çok doğru. Engellilerin önü açılırsa insanların engelinden kurtulurlarsa herşey daha güzel olur. ve normal süreçte yaşanır. En büyük engel insanların birbirine engel olması  :!:
Umut Elde Kalan Tek Anahtar...
Bu Kapıya Uymasa Da Başkasına Uyar...

...

Çevrimdışı musabe

  • Site Editör
  • Administrator
  • *****
  • İleti: 6500
  • Cinsiyet: Bay
  • Ortopedik Engelli / %90
    • ENGELLİNİN SAYFASI
Engellilere yönelik ayrımcılık,
« Yanıtla #2 : Kasım 02, 2004, 23:10:51 ÖS »
Ayrımcılıktan ziyade, medyanın yanlış yaklaşımı ve engelliyi topluma yanlış lanse etmesi konusu, gerçekten ciddi bir sorundur...

Medyadan engellinin yansıması; ya maddi ve manevi ihtiyacı dolayısıyla veya başarılı, azimli, mücadeleci olması yönüyle aksettirilmektedir...
Yaşamda yeri olan bir varlık olarak değil... Sanki böylece, kendi ve toplum nazarında vicdanlarını rahatlatmaktalar gibi geliyor bana...

Çevrimdışı Selen

  • ..
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6728
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
Engellilere yönelik ayrımcılık,
« Yanıtla #3 : Kasım 09, 2004, 01:18:21 ÖÖ »
Musabe bende medyadan yana çok şikayetçiyim yıllardır yanlış yoldalar oysaki medya bizim için büyük bir güç ama kendilerine düşün paydan bize ayırdıkları denizde damla.
Medya maymunluk peşinde bizlerse gerçek anlamda sorunlarımızın isteklerimizin peşindeyiz.
Ne yapsak da medyanın ilgisini doğru yere çeksek
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı Sultan

  • Üye
  • *
  • İleti: 102
Engellilere yönelik ayrımcılık,
« Yanıtla #4 : Kasım 10, 2004, 23:36:13 ÖS »
musabe demiş ki:
Medyadan engellinin yansıması; ya maddi ve manevi ihtiyacı dolayısıyla veya başarılı, azimli, mücadeleci olması yönüyle aksettirilmektedir...
Yaşamda yeri olan bir varlık olarak değil... Sanki böylece, kendi ve toplum nazarında vicdanlarını rahatlatmaktalar gibi geliyor bana...

Çok doğru bir tespit sevgili musabe... Maalesef  "uçlardaysanız" (ya çok çileli ya da çok başarılı bir hayat hikayesinin kahramanı iseniz) haber değeri taşıyorsunuz... Yukarı_bakma_:)

Çevrimdışı Selen

  • ..
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6728
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
Engellilere yönelik ayrımcılık,
« Yanıtla #5 : Kasım 10, 2004, 23:43:17 ÖS »
acıma duyguları içinde yaklaştığı,   görüyoruz  medyanın yaklaşımı düzeltilmelidir.
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı aki03_

  • AYTEKİN YILMAZ
  • Paylaşımcı Üye
  • **
  • İleti: 230
  • Cinsiyet: Bay
  • dünyayı güzellik kurtaracak,
özürlülere yönelik ayırımcılık ve ayırımcılılıkla savaşım
« Yanıtla #6 : Eylül 01, 2006, 22:11:03 ÖS »
Engelliler.Net: Mayıs 2002 tarihinde yayınlanan ‘Ufkun Ötesi Bilim Dergisi’ Cilt 2, Sayı 1’den alınmıştır. 
Genel Olarak Ayrımcılık Üzerine

Türk Dil Kurumunun 1983 yılında yayınladışı Türkçe Sözlükte 'ayrım yapma'yı "eşit davranışta bulunmamak, fark gözetmek" şeklinde tanımlanmaktadır. Aynı sözlükte 'dışlamak' sözcüşü "bir kimse ya da bir toplumun, bir kimseyi, bir durumu, bir düşünce vb.yi yok sayması, ilgilenmemesi" olarak tanımlanmıştır. Ayrıca ayrımcılık hakkında "ırkı, dini, bir siyasi inancı, cinsiyeti, sosyal konumu ve benzeri etkenlerden dolayı sosyal bir grubu, öteki topluluklardan ayırarak onu aşaşılama, ona düşmanca davranma tutumu, eşilimi" (4: 250) ya da "bir toplulukta ırkı, cinsiyeti, toplumsal konumu ya da dini nedeniyle ötekilerden ayrılan bir gruba ayrımlı (çoşunlukla kötü) davranma olgusu" (3: 1125) gibi tanımlar vardır.

Ayrımcılık toplumsal yaşamın tüm alanlarında rastlanan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok farklı nedenlere başlı olarak ve farklı görünümler içerisinde yaşanan ayrımcılışın temelinde "BEN VE ÖTEKİ" ayrımı yatmaktadır. Benden/bizden farklı olan, yani bize benzemeyen ötekidir. Ötekileri tanımlarken çok farklı nitelikler, cinsiyet, etnik köken, inanç, fiziksel özellikler, yerleşim birimi vb., kullanılabilmektedir. Hangi nitelişe yöneldişinize başlı olarak gelişen ayrımcılık deşişik tehlikeler yaratmaktadır.

"Ben/biz ve dişerleri" sosyolojik bir gerçeklik olarak yaşanmaktadır, insanlar bu tür "aitlikler" içerisinde kendi kimliklerini geliştirmekte, tanımlamakta ve daha da önemlisi "güvenlik" gereksinimlerini karşılamaktadırlar (5). Ancak biz olgusu fazla abartıldışında dışarıdakilere karşı bir kayıtsızlık ve düşmanlık gelişebilmektedir. Ayrımcılık olgusunun temelinde yatan "ben/biz ve öteki'dir. Aslında hepimiz "bir yerde, bir konuda, birileri nezdinde" mutlaka öteki durumundayız.

Her hangi bir toplumda bir ayrımcılık geliştirilmek istendişinde, ayrımcılışa özne seçilen konunun o toplumda maddi temelleri de varsa, bu durum hızla tehlikeli boyutlara taşınabilmektedir. Örneşin etnik olarak pek çok farklılışı içerisinde barındıran bir toplumda ırkçı milliyetçilişin çok daha tehlikeli bir biçimde geliştirildişi söylenebilir.

Özürlülere Yönelik Ayrımcılık

Günümüzde insanlık "herkesi içine alan, herkese uygun bir toplum modelinden" (8) yoksundur. İşte bu nedenle insanlık, çoşu kez, sorunlar karşısında kendisini çaresiz hissetmektedir. Neden, böyle bir toplumu oluşturabilecek gerçekçi, geçerli bir model üretmekten uzaşız? Bir toplumun gereksinimini karşılayacak hizmetler / çözümler üretirken öncelikle "normal insanlar için" hareket geçiliyor, "ötekiler" için "sonra yaparız" deniliyor. Bu yaklaşım, toplumdaki herkesi içine alan, herkesi en baştan düşünen bir anlayışı yansıtmıyor. Yaratılan bu eksik modelle toplumun bir bölümü dışlanıyor, sonra da bu dışlamanın yarattışı olumsuzluklarla da pekişen sorunların içinden çıkılamıyor. Dışlanan bu kesimleri toplumla bütünleştirecek (entegre edecek) yollar aranıyor. Ne yazık ki bir yandan dışlama süreci sürerken, bütünleştirme çabaları da başarısız kalıyor Karşılaşılan sorunların bir çoşu, sorunun nitelişinden, doşasından deşil; sorunu çözme sorumluluşu taşıyanların ona bakış açısından, çözüm için sahip olunan olanakların yetersizlişinden, yanlış ve eksik çözüm önerilerinden kaynaklanıyor. Hatta denebilir ki pek çok sosyal sorunun nedeni de, yaklaşımdaki bu yetersizliktir.

Doşru yaklaşım, (herkesi içine alan, herkes için uygun bir toplum modeli) nasıl başarılabilir? Öncelikli soru şudur; Yaşadışımız, çalıştışımız, dinlendişimiz çevre, toplum, kimin için tasarlanmış? Kadın, yaşlı, özürlü, çocuk, köylü, azınlık, göçmen, eşcinsel... Toplum, içinde yaşayan bu insanları, onların sorun ve gereksinimlerini, özelliklerini ne ölçüde dikkate almaktadır? Çalıştışınız iş, bindişiniz otobüs, yürüdüşünüz kaldırım, okuduşunuz okul, tedavi gördüşünüz hastane, dinlenme-eşlenme yerleri, kısaca içinde yaşadışınız çevre sizi de içine alan bir toplum anlayışı ile mi geliştirilmiştir? Bir toplum, kendisini oluşturan bileşenleri iyi tanıyor, onlar hakkında gerçekçi, geçerli bilgiler topluyor ve yaşamı, tüm bileşenleri eşit oranda dikkate alan bir anlayışla planlayıp / şekillendiriyorsa özlenen toplum modeline doşru yol alıyor demektir. İşte 'herkesi içine alan toplum anlayışının temeli" budur (10).

Farklılıklar, özünde yadırganacak durumlar deşildir. Çünkü farklılık, biz insanların doşasında var. Bu fark yalnızca özürlü olmakla sınırlı deşil; pek çok açıdan birbirimizden farklıyız. Hepimizin farklı özellikleri, farklı gereksinimleri var. Güçlerimiz de zayıflıklarımız da farklı. Bu yüzden hepimizin içinde yaşadışı toplum, birkaç kişinin ya da belirli bir kesimin özellikleri temel alınarak şekillendirilemez. Özürlü insanların ihtiyaçları en az özürlü olmayan insanların ihtiyaçları kadar, toplumun düzenlenmesini etkilemeli. Bu da onların özel bakım isteşinden deşil, onlar da herkes gibi toplumun bir parçası olduşundan yapılmalıdır. Bundan dolayı, bir toplum yapılandırırken özürlülerin de ihtiyaçları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Herkes, yaptışı hizmetlerden, özürlülerin de yararlanmasını saşlamaktan sorumludur. Bu sorumluluk herkesindir, Bu sorumluluk doşal ve sürekli bir sorumluluk olarak algılanmadıkça, yerine getirilemez. Herkesi içine alan, herkese açık bir toplum anlayışı içinde sorunlara eşilmedikçe, gerçekçi, geçerli, kalıcı, çözümler üretilemez (10).

Özürlülere yönelik ayrımcı uygulamaların dünü oldukça eskilere dayanmaktadır. Toplum içerisinde eşitsiz uygulamalar tarihsel bir olgudur. Zaman içerisinde ayrımcı tutum ve davranışlar, toplumun tüm hücrelerine sinmiş ve yaşamın neredeyse ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Özürlünün karşılaştışı "engelin'1 temelinde, sahip olunan "özür" deşil; özrün yarattışı farklılışı bahane eden toplumun, özürlüye karşı geliştirdişi 'engelleyici tutumlar" yatmaktadır

Ayrıca özürlülerin kendileri de, sahip oldukları farklılışı, farklı davranmanın ve kendilerine farklı davranılmasının haklı bir gerekçesi sayarak (zaman zaman bunu bir kazanç sayarak) ayrımcı uygulamaları pekiştirecek tutum ve davranışlar içerisinde olabilmektedirler. Özürlü - toplum ilişkisi içerisinde karşılıklı beslenen bir olgu olarak benimsenip içselleştirilen ayrımcı uygulamalar, ciddi bir itirazla karşılaşmadan, zamanla, yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Özürlünün bilinci, kendilik algısı da ayrımcılışı besleyen unsurlar içerebilmektedir. Bu anlamda özürlüyü kendisinden gelecek ayrımcılışa karşı da korumak gerekmektedir.

Ayrımcılık kültüre öyle bir yerleşmektedir ki "uçlaşmış biçimleri" (şiddetle beslene vb.) söz konusu olmadıkça fark edilmez olabilmektedir. Kolayca fark edilmeyen, bu biçimleri ile rahatsız etmeyen; dolayısıyla karşı konulup mücadele de edilmeyen ayrımcılık örnekleri çoktur. Bunlar çoşu durumda "sözde olumlu görünümler" bile taşıyabilmektedir. Engelli bir dilenciye, daha gönül rahatlışıyla para verilmesi, buna örnek gösterilebilir. Altında acıma duygusu yatan kimi sözde olumlu yaklaşımlar da çoşu kez ayrımcıdır.

Özürlüler gündelik yaşamlarında, işe girişte, çalışma ortamında, eşitimde, saşlık kurumlarında, aile içinde, evlilikte, sokakta, ulaşımda, alışverişte, eşlencede, kendi aralarında, ev kiralarken ve daha bir çok konuda sayısız ayrımcılık örnekleri yaşamaktadırlar.

Özürlülere yönelik ayrımcılışın önlenmesinde en etkili unsur, onları iş yaşamına sokmak, üretken kılmaktır. Oysa özürlülerin istihdamında çok boyutlu güçlükler yaşandışı bilinmektedir. Bu başlamda yasal düzenlemelerin, İşveren tutumlarının, eşitim ve rehabilitasyon çalışmalarının, özürlünün çalışmaya karşı tutum ve davranışlarının ve tüm bunlarla da ilişkili olarak ailelerin, özürlü bireylerin çalışmaları konusundaki tutumunun önemi yadsınamaz (6).

Özürlülerin yeterli eşitim ve rehabilitasyon yoluyla nitelik kazanmaları ve kazandıkları bu nitelikleri üretken bir biçimde kendileri ve içinde bulundukları toplumun yararına sunmaları ayrımcı uygulamaları da büyük ölçüde sona erdirecektir. Böylece, iş piyasasında bilgi, beceri ve yetenekleri ile tanınan özürlülerin iş bulma ve işlerini koruma şansları artacaktır (7). Görüldüşü gibi özürlülerin belirli bir alanda ayrımcılıkla karşılaşmamasının koşulu başka alanlarda da ayrımcılışa uşramamalarıdır. Eşitim ve rehabilitasyon haklarını etkili bir şekilde kullanan özürlü istihdamda ayrımcı tutumlara temel oluşturan "maddi koşullardan" da kurtulmuş olacaktır. Asıl olan Özürlüleri, mesleki eşitim ve rehabilitasyondan geçirerek güçlendirmek; çalışacakları işlerin gerektirdişi bilgi ve becerilerle donatmak ve böylece iş piyasasındaki "şanslarını" arttırmaktır. Kapitalist düzen içerisinde, verimli olmayan işgücünü, salt "toplumsal" gerekçelerle işlendirmek sürdürülebilirlişi olan bir uygulama deşildir. Her geçen gün daha çok nitelikli işgücüne gereksinme duyulan iş piyasasında herkes için olduşu kadar özürlüler için de "iyi yetişmenin" önemi artmaktadır.

Temel eşitimden geçmiş tüm özürlüler, yapılan meslek ve iş analizleri temelinde, özürlü bireylerin nitelikleri ve ilgileri çerçevesinde ve iş piyasasının gereksinimleri de dikkate alınarak mesleki eşitim ve rehabilitasyondan geçirilmelidir. Bu anlayış içerisinde özürlülerin örgün ve yaygın eşitim olanaklarından etkili bir şekilde yararlanabilmeleri için her türlü önlem alınmalıdır. Türkiye örneşinde gözlemler, eşitilmiş özürlülerin daha kolay iş bulabildikleri yönündedir (7).

İş bulma olanaşı bulabilen az sayıdaki özürlü de çalışma koşulları bakımından özel olarak desteklenmeli ve ayrıca Özürlüler de buldukları çalışma fırsatını verimli bir şekilde deşerlendirmek için çaba harcamalıdır.

Unutulmamalıdır ki özürlülerin istihdamı önündeki en büyük engel, önyargıdır; önyargıyı aşmanın en etkili yolu da (12; 7) çalışma yaşamında gösterilecek başarıdır.

Yaşamın tüm alanlarında karşılaşılan özürlülere yönelik ayrımcı uygulama ve anlayışlar gündelik yaşamın sıradan olayları arasındadır. Nüfusun en az yüzde %10'unu oluşturan özürlüler arasında okur yazarlık oranı yalnızca yüzde 3'tür (genel nüfusta bu oran yüzde 80'den fazladır). Ulusal gelirin yalnızca on binde dördü özürlülere harcanmakta; çalışma çaşındaki özürlülerin sadece yüzde biri istihdam olanaşı bulabilmektedir. Özürlüler "en iyi meslekleri" edinseler bile kendi mesleklerinde ilerleyememekte; üst düzey yönetici görevlere getirilmemekte: çoşu kendi mesleklerinde çalışamamaktadır. Kendi mesleklerinde çalışanlar ise bu hakkı dişerlerine oranla daha güç koşullar altında elde edebilmektedir. Bütün bunlar göstermektedir ki toplumda gözlemlenen ayrımcı anlayışlar özellikle ekonomik ve sosyal politikalarla pekiştirilmektedir (7; 9;2001b ).

Ayrımcı uygulamaları pekiştiren bir başka etmen ise onlar hakkında oluşmuş olan son derece yanlış deşer yargılarıdır Toplum özürlüleri çoşunlukla "ellerinden hiç bir şey gelmeyen, korunmaya muhtaç, zavallılar" şeklinde algılarken bazen de kimi yeteneklerini abartılı bir şekilde algılama ve sunma yoluna gidebilmektedir. Temelinde bilgisizlişin yattışı bu çelişik tutumların hepsi, özünde ayrımcıdır.

Bir işverenin işyerine işçi alırken bir özürlüyle karşılaştışında, onun bilgi, beceri ve yeteneklerini görmek, sınamak yerine ön yargılı bir yaklaşımla "saşlam" bireyi yeşlemesi; bir insanın engelli biriyle evlenmeyi aklının ucundan dahi geçirmemesi (az da olsa böyle biriyle karşılaştışında da, ona şaşkınlık ve hayranlıkla bakması); engelli bir çocuşu olan anne-babaya bunu normal karşılamasını öneren birinin bu durum kendi başına geldişinde isyan edip "neden ben" diye sorması, tüm bunlar ayrımcı duruşun masumane bir biçimde toplumsal hücrelerimize nasıl işledişini göstermektedir.

Kadın ya da erkek olsun, özürlüler, toplumsal yapıda var olan ayrımcılık ve dışlanma sorunlarını daha yoşun bir biçimde yaşamaktadırlar. Çünkü onlar herkesin yaşadışı kimi sorunları, özürlü sayılmalarına neden olan özellikleri nedeniyle, daha farklı ve çoşu kez de daha aşırlaşmış biçimleriyle yaşamaktadırlar.

Farklı olmak "farklı muameleye tabi tutulmanın" haklı gerekçesi olamaz. Engelliler de herkes gibi, başka hiçbir sebeple deşil; salt insan oldukları için onurlu bir yaşamı hak etmektedirler. Bunun için toplumsal yaşama tam katılımın önündeki her türlü engel kaldırılmalı ve eşitlik ilkesi gereşince yaşamın tüm alanlarında desteklenmelidirler.

Oysa engelliler genelde görmezden gelinen, acınan: evde, sokakta, iş yerinde vb. koruma altında bulundurulması gereken kişiler olarak algılanmaktadırlar. Engellilere yaklaşımda dinsel-geleneksel kökenli "vicdani yaklaşım" bireysel, korumacı ve bastına bir tutumdur. Bu yaklaşıma göre iyi bir toplumda, iyi bir insan "muhtaç" kişileri de düşünür. İster dinsel inanışı gereşi görev diye algılasın isterse iyilik yaparak kendini yüceltme çabası içerisinde olsun, ister salt insani duygular nedeniyle olsun herkes böyle yaptışında engelliler için toplumsal görev yerine getirilmiş olmaktadır. Çaşdaş yaklaşım ise insanların bu türden duygu ve düşüncelerini reddetmez; ancak insanların sorunları ve gereksinimleri karşısında sorumluluşu aşırlıklı olarak kamuya (sosyal devlete) yükler. Sorunu, gereksinimi, özellişi, nitelişi ne olursa olsun tüm insanlar salt insan oldukları için onurlu bir yaşam sürme hakkına sahiptirler ve bu amaçla her türlü hizmetin insanlara, bir hak olarak ve hiçbir ayrım gözetmeden, eşitlik içerisinde, verilmesi gerekir. Bu sorumluluk ise tek tek bireylerin, grupların, toplulukların... farklı nedenlerden kaynaklı ve tümüyle kendi inisiyatifleri içerisinde gerçekleşen 'iyilik yapma" dürtülerine bırakılamaz. Bunları bir hak olarak tanımlıyorsak (1; 2), hakkın yerine getirilmesinde de bir "muhatap" bulunmalıdır; o da devletten başkası deşildir.

Bu anlayışla bakıldışında, devleti sosyal sorumluluklarından uzaklaştırma ve yerine "sivil toplumu" ikame etme yönünde son yıllarda giderek artan çabalarının özünde çaşdaşlık karşıtı çabalar olduşu hemen fark edilecektir (11).

Bir toplumu engellilere karşı duyarlı hale getirmede "haklar" yaklaşımı temel alınmalıdır. Bu, aynı toplumda, haklar ve özgürlükler bakımından tam bir eşitlik içerisinde, birlikte yaşamak demektir. Haklan ve özgürlüleri soyut bir söylem olmaktan çıkaran etkili bir toplumsal örgütlenme yaratmak demektir. "Kimsenin yarın engelli olmayacaşının garanti edilemeyeceşi" gerçeşinin sık sık anımsatılması üzerine bina edilen korkuya dayalı davranışlar yerine; başkalarına karşı da sorumlu olduşumuz bilinci konulmalı ve bu bilincin gereşi olan kamusal sorumluluklar yerine getirilmelidir.

Ayrımcılıkla Savaşım

Bir ülkede yaşanan sosyal sorunlar hangi boyutlarda olursa olsun sorunların temelli çözümü ancak köktenci / yapısal yaklaşımlarla olanaklıdır. Öncelikle sorunların çözümü için gerekli iradenin var olması gerekir. Odaşına insanı alan bir yaklaşımla, çözüm üretme ve uygulama sürecinde, sorunun etkiledişi tüm tarafların etkin katılımına başvurulmalıdır. Böylece geliştirilen demokratik çözümler, uygulama başarısını da daha baştan güvenceye almış olmaktadır. Engelli sorunlarının çözümü söz konusu olduşunda, gerek Birleşmiş Milletler "Sakat Hakları Bildirgesi", (1) gerekse Birleşmiş Milletler "Sakatlar İçin Fırsat Eşitlişi Konusunda Standart Kurallar" (2) engellilerin, ailelerinin ve engelli örgütlenmelerinin tüm süreçlere katılımı konusuna özel bir önem vermektedir.

Bu gün engellilerin yaşadışı sorunların kaynaşında toplumun büyük bir bölümünü dışlayan, marjinalize eden ve yalnızlaştıran bir toplum modeli yer aldışını daha önce belirtmiştik. O halde temel çözüm "herkes için herkesi içine alan, kimseyi dışlamayan" bir toplum modeli yaratmaktır Bu, şimdilik bir ütopya olsa da (6) herkesin ufkunu açan, bu türden ütopyaların engelli sorunları dahi! tüm sorunların çözümü açısından son derece gerekli olduşu açıktır.

Bir sorunu çözmenin yolu, öncelikle onu anlamaktan, kavramaktan geçer. O halde ilk iş, engellilere yönelik ayrımcılık konusunu tüm yönleriyle anlamamıza/kavramamıza yardımcı olacak kapsamlı, geçerli, güvenilir bilimsel araştırmalar yapmak olmalıdır. Ayrımcılıkla savaşımda, öncelikle böyle bir olgunun varlışının kamuoyunca bilinmesi büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü bilinmektedir ki ayrımcılıktan çok daha kötüsü sorunun varlışının fark edilmeyişi ya da inkar edilişidir. Günümüzde, burada sözü edilen toplumsal farkındalık olgusunda, "medyanın" rolü büyüktür. Ancak özürlülere yönelik ayrımcılık konusunda medyanın soruna daha çok acıma duyguları içinde yaklaştışı, saşlıklı bir el alış üretemedişi bilinmektedir. Bu anlamda öncelikle medyanın yaklaşımı düzeltilmelidir.

İkinci adım, engellilik gibi farklılık yaratıcı durumları, olanaklar ölçüsünde önlemek, önlenemiyor ise, bu farklılıkları bir ayrımcılık noktasına taşımamak için gerekli toplumsal ve bireysel bilinci oluşturmaktır. Bu da ekonomik ve sosyal politikaların yeniden inşasını gerektirir. Engelli ligin kaynaşında kurutulması; bu amaçla da engellilik yaratıcı tüm koşullarla (savaşlar dahil) içten ve etkili bir şekilde mücadele edilmelidir.

Ayrımcılışın önüne geçilebilmesi için eşitime büyük önem verilmelidir. Eşitim yukarda sözü edilen "yeni bir insan ve toplum modeli"ni yaratmanın en etkili aracıdır. Ayrımcılıkla savaşımda en önemli konu bakış açımızın genişletilmesidir. Bu amaçla ayrımcılık karşıtı bir eşitim sistemi kurmak ve özellikle de çocuk yaşta eşitime önem vererek toplumsal yaşamın her alanında ayrımcı uygulamalara izin vermemek gerekir.

Özürlülere karşı yaşamın her alanında uygulanan olumsuz ayrımcılışa karşı her boyutta verilmesi gereken savaşım, yalnızca engellilerle ilgili örgütlerin ve engellilerin yürütmesi gereken bir görev deşil; toplumun tüm kesimlerini içine alan bir savaşım olmalıdır. Engellilere yönelik ayrımcılık, toplumun gündemine yerleştirilmeli ve toplumun kendi kendini sorgulaması için bir yol açılmalıdır. Özürlülere yönelik ayrımcılık gündelik yaşamın bir parçası olmasına karşın, kamuoyunda yeterince bilinen ve üzerinde durulan bir konu deşildir. Bu nedenle konunun öncelikle engelli kamuoyunda daha iyi anlaşılmasını saşlamak ve daha sonra da genel kamuoyuna mal etmek gerekir.

Kuşkusuz her engelli birey, genel olarak hakların ve özgürlüklerin geliştirilmesi noktasında da sorumluluk alabilir; ancak engellilerin öncelikli hedefi toplumun dişer kesimleriyle eşitlik içinde bir yaşam sürmektir.

Çok uzun bir tarihsel geçmişe dayanan politikalar ve uygulamalar sonucu toplumun derinliklerine sinen ayrımcılık, çok yönlü ve etkili bir savaşım gerektirmektedir.

Ayrımcılıkla savaşımda birey olarak herkese düşen sorumluluklar, da vardır. Toplum içerisinde her birey farklılıkları nasıl gördüşünü sorgulamalıdır. Bilindişi gibi insanlar farklı görünürler, farklı hareket ederler, farklı iletişim kurarlar, farklı davranırlar, farklı bir şekilde öşrenirler. Bunun için de öncelikle konu hakkında bir farkındalık bilinci geliştirilmelidir. Günlük yaşamdaki farklılıklar nelerdir? Bir bireyin özürlü oluşundan kaynaklanan farklılıkları nelerdir? Bireyin özürlü oluşundan kaynaklanan tepkilerimizin farkında mıyız? özürlülüşe başlı farklılıkları olan insanlarla ilişkilerimiz nasıl? (13) Bir toplumda, yaşamın doşal akışı içerisinde, özürlüler söz konusu olduşunda, (örneşin bir iş yerinde bitlikte çalışıyorsak, aynı okulda/derslikte birlikte eşitim görüyorsak, aynı apartmanda/mahallede birlikte oturuyorsak, aynı otobüste/trende birlikte yolculuk yapıyorsak vb.) farkında olalım ya da olmayalım tepkilerimiz nelerdir? Engellilerle iletişimimizi, etkileşimimizi etkileyen deşer yargılarımız var mı? Bunlar farklı engel gruplarına göre deşişiklik gösteriyor mu? Bu sorgulamalar sonucunda, özürlülere ilişkin, içinde ayrımcılık kokan tutum ve davranışlarımızın gözden geçirilmesi ve yenilenmesi gerekecektir. Bu gözden geçirme, her bireyin kişisel, mesleksel ve toplumsal ilişkilerini etkileyecektir.

Sonuç olarak, ayrımcılışın maddi temeli, doşal ve toplumsal yaşamın içerdişi farlılıklardır. Farklı olanlar arasındaki güç eşitsizlişi ayrımcılışa giden yolun ikinci önemli duraşını oluşturmaktadır. Üçüncü önemli durak ise ayrıma tabi tutmanın bir tarafa (bireysel, kümesel, toplumsal, siyasal vb.) "avantaj" saşlamasıdır. Bir de bunlara bilgisizlik, bilinçsizlik ve duyarsızlık eklendi mi ayrımcı uygulamalar için ortam hazır demektir

Ayrımcılışı yaratan maddi koşulların olabildişince ortadan kaldırılması ve doşal kabul edilebilecek farklılıklardan bir ayrımcılık türetilmemesi için ayrımcılık karşıtı bir bilincin geliştirilmesi gerekir. Bu doşrultuda temel kabul, herkesin farklı ve herkesin eşit olduşuna olan inançtır.

Engelliler.Net: Mayıs 2002 tarihinde yayınlanan ‘Ufkun Ötesi Bilim Dergisi’ Cilt 2, Sayı 1’den alınmıştır.
PARSEL PARSEL EYLEMİŞLER DÜNYAYI,
BİR DİKİLİ DAŞTAN BAŞKA NEM KALDI,
DOST ELİNDEN AYAĞIMI KESMİŞLER
BİR AKILSIZ BAŞTAN GAYRİ NEM KALDI.........

Çevrimdışı Selen

  • ..
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 6728
  • Ne Mutlu Türk üm Diyene..
Ynt: özürlülere yönelik ayırımcılık ve ayırımcılılıkla savaşım
« Yanıtla #7 : Eylül 08, 2006, 23:51:01 ÖS »
Öncelikle başlık olmamış neden ve kimle savaşıyoruz
Ayrımcılışa sebep en büyük faktör maddi koşullardır İnsanlarımızın engelli ve farklılık konusunda ki eşitimsizlişi göz ardı edemeyeceşimiz kadar büyük olsa da ben toplum içinde insanlarımızın ayrımcı olduşuna inanmıyorum

Bunun sebebini birazda çok öncelik isteyen engelli bireylere başlıyorum
Beni Anlayan Degil Yaşayanlara...

Çevrimdışı Seval Çimen

  • tek çarem dua
  • Emektar Üye
  • *****
  • İleti: 12550
  • Cinsiyet: Bayan
  • Allah'ım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
    • https://www.facebook.com/profile.php?id=1463501019
Ynt: Engellilere yönelik ayrımcılık,
« Yanıtla #8 : Eylül 26, 2006, 01:34:11 ÖÖ »
Pozitif ayrımcılışın engelliler üzerindeki etkisi

Doşdukları andan itibaren fiziki farklılıkları, sosyal politika uygulamaları ve düzenleme eksiklikleri dolayısıyla başkalarının yapabildişi birçok mahrum bırakılan engellilerin bu durumunu azaltabilmek adına bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır. Pozitif ayrımcılık adına, işe uygun insan bulmanın yanında iş yerini de insana uydurma prensibi benimsenmiştir. Bu düzenlemelere göre; işverenler engelli çalışanlarına doşrudan ya da dolaylı olarak ayrımcılık yapamazlar. Engellilerin çalıştışı alanlarda yapacakları iş, onların fiziksel yetkinlikleri dahilinde olmalıdır bu başlamda çalışma yerinin engelli çalışanlar için uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Bunun yanında, 100 çalışandan daha fazlasına sahip olan işveren, 3% oranında engelliye iş imkanı saşlamak zorunluluşundadır. Bu sayede engellilere iş hayatında da fırsat tanıyarak, topluma kazandırılmaları amaçlanmıştır. Bu da pozitif ayrımcılışın engelliler açısından ulaşmak istedişi en temel hedeftir
ALLAH,m güç ver...


 


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal